Umutluyduk, elendik!
Seneler, yıllar bitmiyor. Büyük bir takımız, mutlaka hak ettiğimiz yerde olacağız…
Denedik olmadı, bir daha deneriz!
Yanlış yaptık, hata yaptık, ısrarla inatla da sürdürdüğümüz oldu bu yanlışları. Elbet bir gün doğruyu bulacağız…
Maçın bitiminin ardından, hepimiz üzgündük, kırgındık! Ne yapmalıydık? Hedefimizde önce hakem vardı, “art niyetli miydi?”
Hakem sinirliydi, asabiydi, nedenini bilmediğimiz bir öfke içindeydi! Daha maçın başında hakemi pek de “iyi niyetli” görmedim!
Anlaşılan “Ben taraftardan etkilenmem” ruh hali ile maça çıktı. Sürekli de bunu ispat etmeye çalıştı…
İyi bir futbol takipçisiyim…
Rakibin zamandan çalmasını anlarım. Ama hakemin zamandan çalmasına ilk kez tanık oluyorum. Hakemin görevi sahada futbolu oynatmak! Ama Ayvalık gücü karşısında tam tersi bir durum vardı. Es-Es’li futbolcuların oynamasına izin verilmedi. İddia ediyorum, 90 dakikalık maçın oynanma süresi 30 dakikayı geçmez. Rakip yerde yatıyor, kalkmıyor. Kalkıyor hakem oyunu başlatmıyor.
Başlatıyor, durduruyor.
Sürekli düdük…
Ağzından düdüğü hiç düşürmedi! Oyunu kesti, biçti, doğradı!
Herkes futbolculara teknik adama yükleniyor ama futbolun oynanmasına izin vermeyen bir hakem vardı, sahada! Futbolcularımız emin olun sahada “hakeme göre oynamak zorunda kaldı”
6-7 pasın ardından sürekli çalan düdük! Verilmeyen penaltı, rakibe gösterilmeyen kırmızı kart cabası…
Hakem zaten maçı da bitiremedi! Kontrolü kaybetti. Sahada ne yapacağını bilmez şekilde bir süre dolandı soyunma odasına gitti. Görevini tamamlamanın mutluluğu içinde Eskişehir’den ayrıldı!
Sonunda Eskişehirspor taraftarı maçın hakemini “istenmeyen adam” ilan etti ve Eskişehir’e girmesini yasakladı!
Sanırım bundan sonra hayatı boyunca bir Eskişehirspor maçı yönetemeyecek.
Tüm bunlara rağmen Eskişehirspor hazırlıklı olmalıydı. Hakemi de federasyonu da yenemezsek bizim lig çıkma şansımız yok!