Dün herkes Ankara’daydı…
Ankara’dan konum atabilmek için yarıştı partililer…
Genel merkezin aramasına lüzum yok algı yaratsak “kafi” diyen de oldu elbet.
Durumu değerlendirmek isteyen de…
Reklamın iyisi kötüsü olmaz neticede…
Ankara son zamanlarda Eskişehir bazında hiç bu kadar konuşulmamıştı.
Sosyal medyaya girdik, Ankara’dan çağrılan isimleri gördük.
Telefonumuz çaldı, Ankara’dan çağrılan isimleri dinledik.
Çay eşliğinde konusu açıldı Ankara’dan çağrılanların…
“Vay be demek onu da çağırdılar” diyerek derin bir iç çektik.
İçimizde bir ukde kaldı.
Telefonun başında çaresizce bekledik.
Çalmadı…
Ankara’dan arayanım olmadı ki!
Bir ara düşündüm, bende mi gitsem, bir tur atsam mı diye Ankara sokaklarında…
Ne olacak ki?
“Sonra kendine gel Özge, sen gazetecisin” dedim, silkeledim kendimi…
Kızılay’da bir çay içer, havasını solurum diye, hazırlanmaya yeltendim.
Soran olursa da “Ankara’dan çağırdılar gardaş” derim, geçiştiririm diye düşündüm.
Neden çağırdıklarını ne bilecekler?
Maksat Ankara’da olmak işte…
Ah be Ankara…
Aslında iyi bilirim sokaklarını…
Çocukluğumdan da izler çok…
Derken…
Her ne olduysa bu esnada fikir değiştirdim.
Arkadaş baktı ben çocukluk anılarına doğru sapıyorum, duygusala bağlayacağım, dürttü beni ve dedi ki:
“Ne işin var Özge senin Ankara’da?”
Bilmem ki…
Aynı an da kendi etrafımızda dönerken kollarımızı açıp, o şarkıyı mırıldandık:
“Ulus, Cebeci, Çankaya
Gardaş deriz kankaya
Bize her yol Paris değil
La bize her yer Ankara”