Odunpazarı Belediyesi ve Sosyal Demokrasi Derneği Eskişehir Şubesi tarafından “Kamusal Alanlar ve Kent Hakkı” söyleşisi düzenlendi. Kültür Elçisi Dr. Mahir Polat’ın konuşmacı olduğu söyleşi 100. Yıl Kültür Merkezi Lozan Salonu’nda gerçekleşti. Söyleşiye Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, SDD Eskişehir Şube Başkanı Ali Şen Aksoy, Mihalıççık Belediye Başkanı Haydar Çorum ve birçok vatandaş katıldı.

“Neşesini kaybetmiş toplumlar için iyileşmenin kaynağı nedir?”

Kent hakkı, kamusal alanların önemi ve şehir yaşamına dair değerlendirmelerini paylaşan Dr. Mahir Polat’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Bir şeyi yeni yaptığınız zaman, yeni yaptığınız şey daha önce var olmadığı için o iyileşme duygusu geçemez kimseye. İyileşme durumu var olan bir şeyin iyileşmesidir. Hastalandınız. Kurtulacak mıyım, kurtulmayacak mıyım? Anneniz yoğun bakımda. Çıkacak mı çıkmayacak mı? Toplum kavgalı bir hale geldi. Toplum iyi olacak mı, olmayacak mı? Kentler batıyor, bütün neşesini kaybediyor. Kentler iyileşebilecek mi? Yan tarafımda arkadaşım depresyonda. Acaba biz tekrar neşe kazanabilecek miyiz? Toplumda da şöyle bir şey var: Bütün neşesini yaşam enerjisini kaybetmiş toplumlar için iyileşmenin kaynağı nereden gelir?

“Restore ettiğiniz şey ile topluma yaşama duygusu veriyorsunuz”

Kolektif hafızaya, kolektif mekana ilişkin konularda şöyle bir şey var: Eğer siz kette herkesin gözü önünde terk edilmiş metruk hiçbir şekilde onarılmaz hatta korku içinde perilerin, cinlerin olduğu bir konak, ev, mesela İstanbul’da Bulgur Palas böyleydi. 50 sene kimsenin girmediği bir bina olabilir mi? Terk edilmiş kara surları? Kimse oraya gitmiyordu. Biraz hayal gücümüzle yapıyoruz. Bütün bunların üstünde şöyle bir şey oluşuyor: Siz tarihi alan, geçmişten gelmiş kadim, geçmişten gelen şu demek; eğer ölmemişse, hala yaşıyorsa çok yaşlı demek. Yaşamla ilgili bir şeyin altını çiziyor. Tam ölmek üzere, yıkılır mı yok olur mu, onu bilmiyoruz. Restore ediyorsunuz, kurtarıyorsunuz. İyileşiyor. İyileştiğinde de güzelleşiyor ve insanlar onunla temas kurmaya başlıyor. Ölüm duygusu ile yaşama duygusu arasında fark bizim alanda, kamusal alanda, restorasyon alanda bu kadar hayati.

“İBB’de 220’ye yakın proje yaptık”

220’ye yakın proje yaptık İBB’de. Bugün Mecidiyeköy Meydanı’ndan Kabataş iskeleye kadar bunları da ben yaptım. Mecidiyeköy Meydanı fikrini eşsiz bir fikir olarak görüyorum. Keşmekeş içindeki Mecidiyeköy Meydanı’nı yeşil alana çevirdik. Ortasında sergi alanı var. Yan taraftaki gürültüden koparılan bir alan oldu. Bu fikirle oldu. Ama benim aklım Yerebatan Sarnıcı’nda. Çünkü bende hissettirdiği duygu bu.

“Toplumların da intihar eğilimi vardır”

Kamusal alanla ilgili birinci sözümüz, acaba toplumun iyileşme umudunu nereden alabilir toplum? Toplum yaşadığı kötü bir şeyi, hayal kırıklıklarını, kişilerin intihar eğilimleri vardır ama toplumların da intihar eğilimi vardır. Toplumlar bir şey götüremedikleri zaman da hiçbir şeye elleri kalkmadığı zaman intihar eylemine girerler. Bir medeniyetin çökmesi çoğunlukla böyledir. Örneğin Hitler Almanya’sı Birinci Dünya Savaşı’nın bütün çözümsüzlüğü karşısında ortaya çıkan şey depresyon halidir. Aşırı yıkımla, şiddetle, katliamlara ilişkin bir evre oldu.

Zeynep Güneş'e yönelik hakaret davasında ilk karar çıktı
Zeynep Güneş'e yönelik hakaret davasında ilk karar çıktı
İçeriği Görüntüle

“Bir şeyleri onararak iyi olunabilir”

Bir toplum yeterince yaşam enerjisi taşımıyorsa depresyondaysa, yol almak için başka alanlar arıyorsa o toplumun ayakta kalması gereken şey kişisel olamaz. Kolektif alanla ilgilidir. Bir meydanı, tarihi yapıyı iyileştirirseniz olabilir. Tarihi alanı koruduğunuzda ve koruduğunuz alan halka geri döndüğünde insanlarda ölmedik ayaktayız iyileşebiliriz duygusu oluşuyor. Bunu bütün topluma yaydığınızda, evet ya bir şeyleri onararak iyi olunabilir duygusu hakim olunuyor.

“Yaylaya betonarme ev yaptık”

İstanbul’un her yerine betonarme evler yaptık. 50’lerde bütün kenti yıktık, büyük caddeler yaptık. Günün sonunda bütün kent betonarme binalara büründükten sonra gidelim de yaylaya ev yapalım dedik. Yaylaya gidip dört katlı ev yaptı. Kamusal hiçbir tarafında yok. Kendisine apartman yapıyor. Oysa orada gördüğü şey kendi evi değil. Hiç kimse kendi oturduğu evi göremez. Komşusunun evini görebilir. Güzelleşen şey kendi alanınızda değil, baktığınız alanlardadır.

“Yeni kentin yeni kamusal alanları”

Kolektif fikirlere geri dönüp baktığınızda İstanbul’un kamusal alanlarında ne önemli konu şuydu: Kamusal alan kalmış mı? İnsanlar yan yana gelip bir şeyler yapabilir mi? Eskişehir bu açıdan çok değerli. Çok erken başladı Yılmaz Başkan. Bütün çabalarıyla kamusal alan ve bunun kültürel yaşam alanı sosyalleşmenin alanlarını çok üretti. Orada başka bir yere doğru gitti. Biz de kendi alanımızda baktığımızda şunu gördük: İstanbul’da kamusal alan üretmeye yeterince alan yok. Parsel o kadar değerli ki, o kadar değerli olan parselin içine siz kamusal ve sosyal bir şey yaptığınız zaman herkesin kafasından şu geçiyor: Bunu yapacağımıza şunu yapalım o parayla da bunu yapalım. İstanbul’un 950 tane mahallesi var. Halkalı’nın 260 bin nüfusu var. Erzincan demek. Bir mahalle bu. Buraya bir kütüphane yapsak diyoruz. Bir kütüphanenin kapasitesi diyelim 250 kişi oldu. 260 bin kişilik yere bir tane kütüphane yapıyoruz ama o buraya merhem olsun. Aslında kreş, kütüphane, sosyal alan… Bunlar yeni kentin yeni kamusal olanakları.”

Kaynak: Meltem Karakaş