Geçtiğimiz günlerde ani şekilde istifa kararı aldı CHP’li Prof. Dr. Gaye Usluer…
Dışarıdan bakıldığında “ani” gibi duran ancak irdelendiği an “zamanının” beklenildiği bir istifa oldu.
Elbette ki düşünceler değişebilir, yollar ayrılabilir, savunduğun siyasi görüş bir süre sonra “senin” olmaktan çıktıysa o girilen kapıdan çıkılabilir…
Ama çıkarken kapıyı çarpmadan çıkmak önemlidir.
Bu hayatın bütün alanlarında geçerli olduğu gibi siyasette de en önemli unsur bana kalırsa…
Usluer’in CHP ile yollarını ayırmasını ve bundan sonra Memleket Partisi ile yürümesini anlaşılır buluyorum ancak kafamdaki soru işaretlerini sizinle paylaşmak istiyorum.
İlk olarak bu istifanın kendisinin de söylediği gibi bir gecede karar verilip hadi ben bundan sonra İnce ile yola devam ediyorum türünden basite indirgenecek bir şey olmadığı ortada…
Bu kararın Memleket Hareketi ortaya çıktığı andan itibaren oluştuğunu ve sadece parti içi hesaplaşmaların dikkate alınarak zamanı geldiğinde açıklandığını düşünüyorum.
Hatta İnce’nin hareketi başlattığı zamandan itibaren Usluer ile görüşmelerini sürdürdüğünü, gizlilik ilkesi içerisinde bugüne kadar gelindiği kanaatindeyim.
Hatırlarsanız Muharrem İnce sık sık Eskişehir’e esnaf ziyareti adı altında geliyor, bir süre de şehirde kalıyor, basına kapalı şekilde görüşmeler gerçekleştiriyordu.
Neden şehre geldiğine kimse anlam veremiyordu.
Çünkü esnaf ile sağlıklı bir ziyaret yaptığını görmediğimiz gibi apar topar da alandan ayrılıyordu.
Puzzle’ın parçaları tamamlandı ve beklenen fotoğraf da ortaya çıktı aslında…
Fakat…
CHP’nin son kurultayında PM üyesi olabilmek için adeta partiye savaş açan Usluer’in bu mücadeledeki niyetini çözemiyorum.
Çünkü parti için mücadele etmediği son kararıyla kendini gösterdi denilebilir.
Buradaki mücadelenin “rest” çekme mücadelesi olduğu ispatlanmıştır.
Kendisini destekleyenlerden aldığı güçle “sizler beni yok saydınız ama ben buyum” aslında diyerek bir nevi gözdağı verdiği de ortadadır.
Ancak unutulan bir nokta var ki…
O savaş CHP’nin savaşıdır.
O gün yanında duran, arkanda duran, destekleyen herkes aynı yolun yolcusudur.
Yol değiştirildiği andan itibaren “yolcular da” değişir.
Birlikte yürüdüklerin yanından birer birer yok olur.
Arkana bir bakarsın ki kimse yok.
Tek başına yürümek zorunda kalabilirsin.
İşte en önemli ayrıntı da budur.
Yürünmeyen yollarda tek başına yürümeye hazır mısın?
Kimsenin desteği olmadan mücadeleye var mısın?
ÇOK SESLİLİKTEN RAHATSIZ OLMAYIN
Son zamanlarda ardı ardına kurulan siyasi partiler “Seçim mi yaklaşıyor” sorusunu doğurdu.
CHP’ye küsenler Memleket Partisi’nde toplanırken, AK Parti’ye küsenler Gelecek ve Deva’da, MHP’ye küsenler İYİ Parti’de toplandı.
Hızlı bir şekilde örgütlenmeler devam ediyor.
Aslında küsmek tabirini de doğru bulmuyorum.
Düşünceleri birbirinden ayıran ince bir çizgi var.
Gerçek demokrasi de o ince çizginin sağlanabildiği toplumlarda var oluyor.
Yeni hareketlere, partilere katılanları hain ilan ederek karalama kampanyası başlatılması gerici toplumların işaretidir.
Çok seslilikten rahatsız olmaktır.
Bırakın çoğalsınlar…
Bırakın çoğalalım ki...
Çoğunluğun içerisinden “doğruyu” bulalım.