Sevgili Muammer Hocam;
Eskişehir’desin biliyorum.
Pek karşılaşmıyoruz, yollarımız kesişmiyor.
‘Kadınız’ netice de dikkate alır mısın sözlerimi bilmem ama yine de böyle uzun bir mektup yazmak geldi içimden…
Bazen dikkate alınmazsın ama sözlerin gideceği yere gitmiştir ya bu kafidir bana…
Neden mektup dersen ise insan ulaşamadıklarına beyaz bir zarfla sözcüklerini uçurmuyor muydu neticede bir zamanlar?
Son zamanlarda paylaşımlarını takip ediyorum.
Karamsarlığa düşmek işim olmadığı için bu satırlar dökülüyor kendiliğinden…
Düşüncelerine elbet saygım var…
Başörtüsünü kutsallaştırmana da…
Seni savunduklarınla kimse yargılayamaz.
çünkü biz kimseyi düşüncelerinden, ırkından, inançlarından dolayı yargılamadık.
Ama sen başkalarının alanına girdiğin an, savunduklarını ezmeye kalktığın, küçümsediğin zaman dayanamıyor insan…
Dedin ki: “Neslimizi ifsad edip geleceğimizi karartmaya çalışan sapkınlardan, aile kurmayı ve aileyi korumayı zorlaştıran anlayışlardan, Rabbimizin aralarına sevgi ve şefkat yerleştirdiği kadın ve erkeği birbirine düşmanlaştıran ideolojilerden uzak durmanın tam vakti! İstanbul Sözleşmesi feshedilsin.”
İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmeyi amaçlıyor.
Bu bir sapkınlıksa, aile kurmayı zorlaştırıyorsa, kadın ve erkeği birbirine düşman ediyorsa…
üzgünüm!
Sapkınız, aile kurmak da işimize gelmiyor demekten başka kuracak cümle bulamıyorum.
Uzun uzun sözleşmeden bahsetmek de istemiyorum.
çünkü baştan sona okuduğunu ancak anlamak istediğin şekliyle algıladığını biliyorum.
Hocam!
Hayata bakış açının az buçuk farkındayım.
Kadın deyip geçme!
Bizde görebiliyoruz, konuşabiliyoruz, duyuyoruz.
İsyan da ettiğimiz noktalar da çok oluyor.
Doğduğumuz andan itibaren oluşturduğumuz değerlerimiz var.
Siz başörtüsünü kutsallaştırırken, bir başkasının değerleri çok daha farklı olabiliyor.
Kimse kimseye karışmadığı, kimse kimse ile ilgilenmediği sürece aşılamaz mı bazı şeyler?
Hocasın netice de ondan soruyorum.
Hocalığın kutsal kitabı yüzlerce kez hatim etmenden mi geliyor yoksa eğitimci olmandan mı onu bilmiyorum.
Ama sormadan edemiyorum.
Kadınların özgürce dolaşabildiği, eşine özgürce konuşabildiği, özgürce başörtüsünü takabildiği ya da mini eteğini giyebildiği, özgürce ibadet edebildiği, sokaklarda özgürce kahkaha atabildiği, özgürce sevebildiği ve hayatını özgürce seçebildiği bir ülke erkek ve kadını düşmanı eder mi?
Ederse de nasıl eder?
İnan aklım almıyor.
Senin endişen…
Bu sözleşme kadını bir adım öne çıkarır diyeyse…
Kadını erkeğin önüne geçirmez.
Emin ol!
Bir her zaman ‘eşitlik’ dedik çünkü…
Kadın ve erkek yan yana yürüyebilmeli, konuşabilmeli dedik.
Sözlerim daha uzar da…
Ben çok zamanınızı almak istemiyorum.
Sizin de sevdiğinize inandığım Mevlana’nın bir sözüyle özetlemek istiyorum yazımı:
“Yaşadığın dünyaya bak; yüce tanrı, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edesin?”