Müsaadenizle Çocuklar

Abone Ol

Kısa sayılacak bir aranın ardından yeniden merhaba sevgili okurlar.

Bir süredir köşemde sizlerle buluşmayı ertelememin, suskunluğumun sebebi oldukça net.

ESKİ üzerinden Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’ye yapılan suçlamalarla ilgili sert ve Eskişehir gündemini derinden etkileyecek şeyler söylemiştim.

Bu söylemlerim sonrası saygıyla bağlı olduğum kurumum Çifteler Belediyesi, benim üzerimden çeşitli iddiaların hedefi haline getirilmeye çalışıldı.

Daha doğrusu benim üzerimden belediyemizi yıpratmaya çalışanlar oldu. Burada benim söylemlerimle kurumun veya Sayın Başkanımızın ilgisinin olmadığını herkes biliyor, kendileri de biliyor.

İster kabul edilsin ister kabul edilmesin ben İstikbal Gazetesi’nde Buğrahan Doğangil olarak, kendi ismimle ve gazeteci kimliğim ile yer alıyorum.

Hem bir kurumda basın danışmanlığı yapıp hem de gazetecilik görevini ifa etmemi garip bulanlar olabilir. Bu konular tartışılır ama daha önce de şehirde bunun örneklerini gördük. Kimse üç maymunu oynamasın.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nde Sayın Yılmaz Büyükerşen döneminde danışman pozisyonunda bulunan kıymetli bir büyüğümüzün aynı zamanda gazetede genel yayın yönetmenliğini yaptığını biliyoruz.

Yakın zaman öncesine kadar şehrin kıymetli gazetecilerinden birinin Odunpazarı Belediyesi’nde danışmalık görevi yaparken aynı zamanda gazetede köşe yazdığını biliyoruz.

Yine, basın danışmanlığı olmasa da farklı danışmanlık görevleri üstlenenlerin ya da meclis üyelerinin, bunlara benzer görevdekilerin gazetelere yazı yazdığını biliyoruz.

Biliyoruz da biliyoruz…

Böyle bir atmosferde Buğrahan Doğangil mi sadece göze batıyor? Batıyorsa demek ki var bir şeyler.

Neyse…

Suskunluğumun sebebi başka bir şey değildi diyordum.

Kurumum ve Sayın Başkanımıza benim üzerimden yapılan, tabiri caizse baskılardır diyebilirim.

Ben tüm bunları bir kenara atmak için sabırla bekledim. Çünkü ısrarla söylüyorum ben gazeteci kimliğim ile yazıyorum. Ben kendi görüşlerimi ifade ediyorum. İstikbal’deki köşem ve şahsi sosyal medya hesaplarım bana ait. Bunu daha ne kadar net anlatabilirim bilmiyorum.

Birileri çıkıp “Gazeteci değil.” diyebilir.

Bunlara asla takılmıyorum. Fakat açıklama yapmazsam da içim rahat etmeyecek artık.

Gazetecilik yapmak için illa o bölümden mezun olmaya gerek yok. Bunun yüzlerce örneği var.

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer ilk aklıma gelen örneklerden biri. Bilgisayar mühendisliği ve siyaset bilimi alanında eğitim görmüş bir isim. Örneğin bugünün popüler muhalif gazetecilerinden Barış Terkoğlu İTÜ Makine Mühendisliği’nde eğitim almış.

Bu ve benzeri isimler gazeteci değil mi şimdi?

Benim ihtisas alanım biyoloji evet. Yani, bakmayın pek çok basın emekçisi gazeteci gibi sayısal kökenliyim.

Üzerine ihtiyoloji alanında tezli yüksek lisans yaptım. Tezimde, bugün “Türkiye’nin Maldivleri” olarak bilinen Salda Gölü’nde yaşayan tek balık türünün büyüme ve parazit özelliklerini kapsamlı çalıştım.

Bu çalışma o güne kadar Salda’da “Aphanius Splendens” türü ile ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma olarak literatüre geçti.

Bu süreçte sivil toplumda profesyonel çalıştım. “Burdur Gölü’nü Kurtarma” projesinde yer aldım.

3 yıla yakın reklam ve içerik üretimi sektöründe içerik ve reklam üreticisi olarak çalıştım.

Spor yayıncılığı yaptım, spor muhabirliği yaptım. Genel yayın yönetmenliği yaptım, yazı işleri müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptım.

Benim özgeçmişim mi yetmiyor Eskişehir’de gazetecilik yapmaya?

Böyle şeyleri konuşmayı hiç sevmiyorum ama bana zorla konuşturuyorsunuz…

Bir de sosyal medyada, orada burada “Belediyeden maaş alıp gazetecilik yapıyor.” diye basmakalıp suçlamalar var.

Bu insanlar oturdukları yerden herkese don biçmeyi çok iyi biliyorlar.

Buğrahan Doğangil gazeteciliği kendi vaktinden, hayatından ayırarak yapıyor.

Belediye git gazetede yaz sana para verelim demiyor.

Belediyede oturup keyif çattığımı düşünüyorlar galiba. Ya da işlerine öyle geliyor.

Ben danışmanım diye köşeme çekilip oturuyorum, yazıp çiziyorum sananlar gelsinler, bir iki gün burada benimle beraber çalışsınlar. Ne işler yaptığımızı görsünler…

İşin özeti algıyla vergiyle beni karalayamazsınız. Bilen biliyor her şeyin ne olduğunu…

Daha söylenecek çok şey var ama acelem yok. Zamanla söyleriz.

Sevgili okurlar, yaklaşık 15-20 gün yazmak konusunda düşünmemin özetle açıklaması budur.

Peki, neden bugün düşüncelerimden arınıp yazdım?

Şöyle bir söz duydum ve hayatımın dönüm noktalarından biri oldu.

“Onun yaptığı onu ilgilendirir.”

Çok basit bir cümle…

Ama beni inanılmaz aydınlattı.

Evet, benim söylediğim de beni bağlar.

Böyle düşündüm ve yazdım.

Ve Barış Manço’nun çok sevdiğim bir şarkısının dizeleri ile bugünü kapatmak istiyorum.

“Müsaadenizle çocuklar,

Sıra bana geldi çocuklar,

İş başa düştü çocuklar,

Hazır mıyız?”

Herkese keyifli bir gün diliyorum. Sevgiyle kalın…