Kent içerisinde dolaştığım bir gün yine…
Merkezdeki çoğu parkı bilirim.
Bir insanın küçük yaşlarda çocuğu olunca en hakim olduğu konular “parklar” oluyor neticede…
Yeniçağın çocuklarının psikolojisi bile farklı…
Tek bir ‘park’ yetmiyor…
Tek bir ‘parkla’ yetinemiyor.
Farklısını, en farklısını, en canlısını, en koşturmacalısını istiyor.
Bu sebeple konuya çok hakimim.
Millet Bahçesinden tutun, Dede Korkut Parkı, bazen Hamamyolu, bazen Etipark benim uğrak noktalarım.
Kent merkezinde oldukları için bunları sayıyorum.
Kent merkezine biraz daha uzak olan Kent Park, Sazova parkı, Cumhuriyet parkına da gitmiyor değiliz hani!
Uzmanım arkadaş bu konuda!
İyi parktan anlarım!
Gülmeyin şimdi, yine coştu bu demeyin!
Nasıl mı anlıyorum?
Çocuklardan!
Çocukların parka girdiği andan itibaren gösterdikleri davranış çok net bir biçimde belli ediyor.
Yüz şekillerine dahi yansıyor!
Mutlu olup olmadıklarını beş dakikada çakıyorsun.
İktidar tarafından yapılan parklardan çocuklar bile muzdarip arkadaş!
Şimdi benim için diyorlar ki:
“Ya Özge seni de bir mutlu edemedik”
Ama mutsuz olan sadece ben değilim…
Çocuklar da öyle…
İnanın!
Millet Bahçesi için birçok çocuktan, onların diliyle, “Bu park çok çirkin” denildiğini duydum.
Dünyadaki en masum, olaylara en objektif bakan bireyler söylüyor bunu.
Millet Bahçesine benim bu kadar ön yargım yokken, onların düşüncelerinden sonra farklı incelemeye başladım
Haklı da buldum!
Ve konuyu detaylıca kendi eksenimde masaya yatırdım da arkadaşlar.
Aşksız yapılan iş sonuç vermiyor.
Hiçbir işi aşkla yapmadıkları için, çocuklar başta olmak üzere vatandaşı kendine bağlayamıyor.
Her işin başı “aşktan” geçiyor.
Yani o sebeple diyorum ki…
“Ne yapıyorsan yap, aşk ile yap.”