OĞUZ TÜRKMEN ANISINA...

Abone Ol


30 Ekim 2011 yılı…


Tabi o zamanlar yaşımız daha genç, okuldan mezun olduk, iş arama telaşına düştük.


Dediler ki İstikbal Gazetesi’nde kadro açığı var.


Bir meslek büyüğümüz vesile oldu, başladım tam da söylediğim gün…


Eee insan ilk kez işe başladığı zaman haliyle tedirgin oluyor, seni nelerin bekleyeceğini kestiremiyor, “Patron” diyeceksin de derken ne bedeller ödeyeceğini de bir yandan düşündürüyor.


Toyluğun da verdiği etkiyle kafamda bir “patron” portresi tasarladım haliyle…


Sert, despot, çalışanıyla muhatap olmayan hatta belki de hak yiyen…


Ama diyorum ya bir yandan da iş bulma telaşına girince kafanda çizilen resimleri öteye itiyorsun, her şeye rağmen yola devam ediyorsun.


Organize Sanayi Bölgesi’nde o zaman İstikbal Gazetesi’nin yeri…


Odunpazarı duraklarından kalkıyor “6” numara…


Sonbaharın hafif esintisiyle bir yandan otobüsün gelmesini beklerken bir yandan da kalbim de oluşan heyecanı engellemeye çalışıyorum.


Yazı İşleri Müdürümüz Murat Taşkınla ön görüşmeyi yapmamıza rağmen insan yine de engel olamıyor duygularına…


Gazetenin dışarıdan duruşuna bakıyorum.


Büyük bir fabrika…


İçeriye girdiğin an matbaa seslerinden zor işitiyorsun yanındaki sesleri ama “huzur” hakim her zerresine…


Benim için de önemli olan tek neden aslında…


Odamda otururken, ben onun yanına gitmiyorum da o benim yanıma geliyor.


Şaşırıyorum elbet…


Kafamda tasarladığımın aksine güleç, kibar bir insan karşımda duran…


“Sürekli hanım kızım nasılsın, üşütme, sıkı giyin” diye hitap eden saygıdeğer bir baba…


Sanki darda olduğunu hissedercesine, sıkıntılı olduğunu fark edercesine gözlerinin içine bakarak konuşan bir dost…


Az lafla çok şey anlatan bir öğretmen…


Yeri geldi mi kendisini senin yerine koyan bir işçi…


O an iyiki diyorum iyiki…


Çok şanslısın ki yer bulabildin bu masalarda…


İstikbal Gazetesi Sahibi Oğuz Türkmen’in yanında…


Oğuz ağabey…  


Adalar Sokak’ta bulunan bürosunda camın kenarında dışarıda yağan yağmuru seyrederken çalışanlarıyla bir fincan sıcak salep yudumlamaktan keyif alan biriydi…


Geleni sıcak çayını içirmeden göndermeyen, başı sıkışanı darda bırakmayan incelikte bir insandı…


Kızarken bile bir babanın öfkesinde öfkelenen, birkaç saat sonra söylediği bir fincan kahve ile arayı yumuşatmayı bilen yüreklilikte bir ağabeydi…


O yüzden çok şanslıyım.


Çok şanslıyız.


Emek verdik bu gazeteye ama değer de gördük.


Ayın ilk günü geldiği zaman hiçbir işçinin hakkı kalmasın diye telaşlıca koşturduğuna şahit olduk.


Bizim başımızda patron yoktu ağabey vardı dedik.


O yüzden için rahat olsun Oğuz Türkmen…


İlk günkü heyecanla çalışıyoruz.


En iyiyiz demiyoruz ama elimizden geleninin en iyisini yapıyoruz.


İstikbal Gazetesi’nin adını son zerresine kadar yaşatmak için mücadele veriyoruz.


Eskişehir’e böyle güçlü bir yazılı medyayı kazandırdığın için sana müteşekkiriz.


Bizde yazılı medyanın hala dimdik ayakta durabilmesi için direniyoruz.


Direneceğiz.


Gözün arkada kalmasın!


İçin rahat olsun!


İstikbal Gazetesi hep var olacak!


İstikbal Gazetesi hep en önde olacak!