Olmadı Kazım ağabey olmadı…
Eskiyi “yeniye” kaptırmak olmadı…
O ruhu yaşatmadı devasa köprüler…
Bazen eski eskiyken güzel…
Katmadı o ruhu ahşaptan yapılar…
Biliyor musun bazen kırık bir bank hoyrat görünür ama hoyratlığı kırık dökük hale getirmiştir onu.
Ders verir önünden geçip gittiğimiz o “eskilik”
Bir anlamı vardır muhakkak…
Olmadı Kazım ağabey olmadı…
Yakışık durmadı kentin ortasına “burjuvazi” görüntü…
Orta sınıfın mekânıdır Hamamyolu…
Evet, belki hala kalabalık, belki hala tıklım tıklım ama nereye gitsin ki halk?
Büyük AVM’lerin içinde mi kaybolsun?
Yüreği mi kahrolsun?
Olmadı Kazım ağabey olmadı…
Yüklemi başında olan bir cümle gibi…
Devrik durdu.
Yürüyorum bazen o yoldan ama durmuyorum.
Bakmıyorum.
İzlemiyorum.
Kurallı cümleler daha hoşuma gidiyor benim.
Nerden mi düştü aklıma?
Geçerken yine bir gün…
Eskiye gittim.
Sitem ettim.
“Olmadı Kazım ağabey olmadı” diye söylendim.
“Bir şiiri yırtıp yerine hikâye yazmak yakışmadı” dedim.