Özgüvenli siyasetçilere dikkat

Abone Ol

1970’lerde özgüvenin, her zaman iyi bir şey olduğu varsayıldı ve ‘Özgüvenli Çocuk Yetiştirme Hareketi’ başladı.

Ama araştırmacılar, hapishanedeki suçluları analiz edince fark etti ki; mahkumların çoğunun özgüveni oldukça yüksek.

Ardından hemen “Özgüven ile suç arasında bir ilişki mi var?” sorusu akıllara geldi.

Acaba özgüven, tahmin edildiği karar iyi bir şey değil miydi?

Araştırmalar derinleşince fark edildi ki, özgüvenin tanımı yanlış yapılmış.

Özgüven kavramıyla narsisim (buna yükseklik kompleksi de diyebiliriz) karıştırılmış.

Suçluların çoğunun aslında özgüveni yüksek değil, sadece yükseklik kompleksleri olduğu anlaşıldı. Yani aslında mahkumların çoğu özünde, kendilerine güvenmiyor ve değersizlik duygusu hissediyor. Bunu da narsisim ile kapatıyor. Yani, narsisim, aslında özgüven eksikliği.

Özgüven; kendinle barışık olma halidir.

Özgüvenin bir temeli daha var. O da ‘yeterlilik’.

Özdeğerin, başarıyla ilişkisi sadece yüzde25. Yeterliliğin, başarıyla ilişkisi ise yüzde 49...

Bir çocuğun bir alanda yeterli ve dolayısıyla başarılı olması, onun mutlu olacağı anlamına gelmez. Bir çocuğun mutlu olması için gerekli olan tek şey aslında onun değerli hissetmesi.

.../...

Yukarıdaki satırlar ve önemli tespit Dr. Özgür Polat'a ait.

Eskişehir’e ve ülkemize şöyle bir bakın…

Yöneticilere, siyasetçilere, başkanlara, kamu görevlilerine, yazan-çizen şarkı söyleyenlere…

Konu komşuya…

Futbolculara, kulüp başkanlarına, iş adamlarına…

Aklınıza her kim geliyorsa!

Herkeste bir özgüven patlaması olduğunuza tanık olacaksınız. Büyük, lider, harika, “dediği dedik” ulaşılmaz, “her dediği doğru” insanların sayısı sürekli artıyor…

Herkes kendisini “ulaşılmaz bir noktaya” atıyor…

Şu soruyu soralım…

Özgüvenli insanlar mı yoksa yükseklik kompleksi artan insanlar mı çoğalıyor…

Ve şu yükseklik kompleksi, şehirleri, ülkeleri ve dünyamızı ateşe atıyor…


BİZE ÖZEL MUAMELE

Karşıyaka başta olmak üzere Eskişehir’e deplasmana gelen her takım çok rahat bir şekilde maçı izliyor.

Centilmence karşılıyoruz…

Taraftarımız olgun davranıyor…

Ama Eskişehirspor söz konusu oldu mu deplasmanda adeta bize özel muamele yapılıyor…

Tribünlerin yarısı dolmuşken, “doldu” denilerek bir çok taraftarımız maça sokulmadı. Biber gazı sıkıldı… Pankartlarımız stadyuma alınmadı…

Bunun bir nedeni olmalı! Bakalım “bu neden” ortaya çıkacak mı?


EDEP!

Eski bir kuraldır! Edepsizin biri eğer isterse mütevazı görünebilir, ama mütevazı biri edepsiz görünemez.