Bugünün ve geleceğin en önemli konu ve sektörlerinden birinin insan sağlığı ve bununla ilgili bilim-teknoloji olacağına, olmaya devam edeceğine kuşkum yok. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler de bu konu çok açık ipuçları veriyor. Yeni teknolojiler ve yapay zekânın sağlık sektöründe de yeni gelişmelere doğru yol alması bekleniyor. Diğer yandan birey olarak değerlendirdiğimizde bir hastanede insan –yaşam çevresinden kopmuş halde– kendini bazen bir alışveriş merkezinin (AVM’nin) yapay dünyasında gibi hissedebiliyor.
Nasıl bir AVM’de dolaşırken dışarıda daha doğal bir dünya olduğunu unutmamak gerekiyorsa hastanede yatarken de dış dünya ile en azından ruhen ve düşünsel olarak bağı koparmamak gerekiyor. Hastane ortamı insanı giderek daha hareketsiz ve kaderine razı bir ruh haline itekliyor. Hastanelerin medikal destek dışında hastaya vermeleri gereken en önemli hizmet, yaşam sevincinin artırılması ve geliştirilmesi olmalı. Yaşam sevincini yitirince değerler ve anlamlar da silikleşip kaybolmaya başlıyor.
Hiç kuşkusuz; hasta için bir hastanede bulunmanın nedeni bir sağlık hizmeti almaktır. Dolayısıyla hasta, mantıklı ve anlaşılabilir bir nedenden dolayı hastanededir. Ama örneğin kolunda serumla bir plastik torbaya bağlı ya da tümden yatağa bağımlı kalmak, her an her şeyi yapabilmeye alışmış bir hasta için zor ve endişe verici olabiliyor. Ancak insanın aklı, sağlık sorununun halledilmesi için sakin, uyumlu ve sabırlı olmayı tavsiye ediyor.
Sağlık konusu, insanlığın yeme-içme, barınma ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarından biri… Bunlar yeteri ölçüde karşılanmadığında diğer ihtiyaçların tatmini öncelik almıyor. Diğer yandan tüm dünyada bir çılgınlık halini almaya başlayan tüketim eğilimini sağlığı da kapsamak üzere her alanda gözlüyoruz.
Geçmişte dayanıklı tüketim malları arasında sayılan emtia bile artık modaya ve hızlı tüketime konu oldu. Diğer yandan; gıda tüketimindeki aşırılıklar, küresel ölçekte bir başka aşırılığa vesile oldu. Dünyanın ciddi bir bölümü açlık ve yoksullukla savaşırken, başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere dengesiz tüketime bağlı aşırı şişmanlık yeni bir hastalık olarak yükseliyor.
Bu arada ilaç sektörü de, insan ve toplum sağlığına hizmet eden ve etik kuralları olan iyileştirici-koruyucu bir sektör olmaktan çıkarak, her an daha fazla tüketim ve kâr odaklı olmaya başlıyor. Bu süreçte daha fazla satış ve kâr beklentisi olan küresel ilaç üretim endüstrisinin etkisi var.
Bu anlamda ilaç endüstrisinin dev şirketleri, ürettikleri ilaç ve malzemeleri pazarlayabilmek için hepimizin hasta olduğuna veya her an olabileceğine bize inandırmak istiyorlar. Bir ‘sürekli hastalık’ halinin varlığına ikna olmaya zorlanıyoruz. İlaç firmaları, ürettikleri malları hasta olmayan insanlara da pazarlayabilmek için biteviye yeni yol ve teknikler bulmaya çalışıyorlar.
Sağlık insan açısından yüksek önemde bir alan… Diğer yandan bu sektörün dünya ekonomisi içindeki yeri giderek büyüyor. Önümüzde uzanan gelecekte de en değerli sektörlerden biri olmaya devam edecek. Sonuçta sağlık hizmetlerinden ilaca, evde bakımdan sınaî üretime kadar tüm ilgili sektörlerde biteviye yeni katma değer fırsatları oluşuyor. İşin odak noktası ise sağlığın bedelinin kimin tarafından ödeneceğinde düğümleniyor. Terazinin bir kefesinde sağlık, diğerinde para olacaksa –ki öyle görünüyor– zor bir problem karşımızda duruyor.