Eskişehir Çevre Koruma Ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Yurtman sulak alanların korunması gerektiğine dikkat çekmek amacıyla dernek binasında açıklama yaptı. Sulak alanların kaybının yalnızca doğanın değil, toplumların da yoksullaşması anlamına geldiğini aktaran Yurtman, iklim krizi gerçekliği dikkate alındığında kullanılabilir su potansiyelinin 2041 yılına doğru gittikçe düşeceğini öngörmesi gerektiğini kaydetti. Yurtman, “Su havzalarını kirleten, yok eden sektörlere yapılan su tahsislerinin kaldırılması, iklim krizi ile mücadelede ekosistemlerin korunması, su ve gıda güvenliğinin sağlanması da yaşamsal önemdedir. Kuş göç yolları üzerinde bulunan ülkemizde sulak alanlar göçmen kuşlar için göç yolunda yaşamsal duraklar olmuştur. Suyun ticarileştirilmesi politikalarına son verilmelidir. Önemli karbon yutak alanlarından biri olan sulak alanlar kuruyor, kuruyan sulak alan tabanında, turbadan çıkan metan gazı salımı oluyor, iklim krizini daha da derinleştirecektir” diye konuştu.
“TÜRKİYE VE DÜNYA SU KRİZİ YAŞIYOR”
Nehirlerin altın madeni işletmelerine tahsis edilmemesi gerektiğini ifade eden Yurtman, damla sulamaya yönelik devlet destekli teşvikin çok sınırlı düzeydeyken, kuru tarıma geçiş planı düşünülmediği dile getirdi. Yurtman “Kirletilen su arıtılmadan derelere, toprak altına boşaltılıyor. Yürürlükteki yasal düzenlemeler, ciddi yaptırım getirmiyor. Yakında meclise sunulacak Su Kanunu suyun meta olmasını önlemelidir. Damla sulama seferberliğine ihtiyacımız vardır. Kaçak yer altı suyu kullanımını önlemek etkin denetim, caydırıcı ceza ve yaptırımlara gerek duyuyoruz. İçme suyu barajlarına koruma planları yapılmalı, sulak alanların koruma statüsü arttırılmalıdır. Türkiye ve Dünya su krizi yaşıyor, küresel su iflası yakında kapımızı çalacaktır. Hızla gelişen kuraklık, yılların birikimi olan yer altı sularının şirketler veya tarım tarafından aşırı kullanılması, kirletilmesi bilime dayanan, ekosistemi gözeten, toplumcu halkçı su yönetimi politikalarını zorunlu kılmaktadır. Su krizi ve kuraklık karşısında doğayı koruyan, toplum refahını gözeten, ekosistem temelli, toplumcu katılımcı politikalar uygulanmalı, suyun ticarileştirilmesini, öncelikle şirketlere tahsisini öngören su tahsis planları iptal edilmelidir. İleride su krizini yaşamamak adına sulak alanları gözümüz gibi korumalıyız” seklinde konuştu.