Anlamlandırmayı öğrenmek

Yaşamı anlamlandırmanın kökleri hiç kuşkusuz bireyin kendisindedir. Ama yaşamsal iyileşmeyi ve gelişmeyi sağlayacak –fakat yeterince değer vermediğimiz– olgu ve kurumlar da var.

Irvin D. Yalom, 1931 doğumlu Rus kökenli Yahudi asıllı ABD’li bir psikiyatrist ve psikoterapisttir. Varoluşçu felsefeyi (egzistansiyalizmi) benimseyen Yalom aynı zamanda –aralarında kurmaca anlatılar da yer alan– çok sayıda kitabın yazarıdır: Stanford Üniversitesi’nde psikiyatri dalında profesör olarak görev yapan –artık emekli– Yalom’un yaygın bilinen kitaplarından biri “Varoluşçu Psikoterapi (ExistentialPsychotheraphy)” adını taşır.

Orijinali 1980’de yayımlanan ve çok sayıda basım yapan bu kitabın girişinde Yalomşöyle bir örnek olay anlatır: “Yıllar önce bir keresinde, birkaç arkadaşımla birlikte bir Ermeni madam ve onun yaşlı hizmetçisinin verdiği yemek pişirme derslerine katılmıştım. Onlar İngilizce biz ise Ermenice bilmediğimiz için aramızdaki iletişim pek kolay olmamıştı. Madam elleriyle göstererek öğretiyordu; bizler de onun nefis patlıcan ve kuzu eti yemeklerini hazırlayışını seyrediyorduk (ve büyük bir gayretle malzemelerin miktarını kestirmeye çalışıyorduk.)”

“Ama bizim yemeklerimizde hep bir eksiklik oluyordu; ne kadar çabalarsak çabalayalım onun yemeklerinin bir eşini yapamıyorduk. ‘Onun yemeklerine o özel dokunuşu veren şey neydi?’ diye kendi kendime soruyordum. [Cevap] bir türlü aklıma gelmemişti, ta ki bir gün meraklı bir şekilde mutfak çalışmalarını izlerken öğretmenimizin büyük bir asalet ve kararlılıkla yemeği hazırladığını görene dek. İşini bitirdikten sonra yemeği uşağına verdi, o da tek bir sözcük bile etmeden yemeği alıp fırının bulunduğu mutfağa götürdü ve temposunu hiç bozmadan çeşitli baharat ve çeşni veren maddeleri yemeğin üzerine art arda serpiştirdi. Bütün farkı yaratan şeyin bu gizli ‘ilaveler’ olduğuna inanıyorum.”

Doğal olarak Yalom, bu örneği psikoterapinin ‘standardize edilmiş’ yöntem ve teknikleri yanında terapi başarısı için başka ayrıntılar gerektirdiğini anlatmak için veriyor. Girişin devamında şöyle diyor: “Fakat bu ‘ilaveler’, bu anlaşılması zor ‘kayıt dışı’ ilaveler nelerdir? Onlar resmi kuramın dışında bulunmaktadırlar, haklarında yazılı bir şey yoktur, açıkça öğretilmezler.”

Olağan yaşamımız da Yalom’un yemek yapmayı öğrenmesine benziyor. Aile içinde, okulda veya sosyal yaşamda öğrendiklerimiz var. Ama bunların çoğu Yalom’un ima ettiği gibi standardize edilmiş yöntemler ve teknikler… Öğrenebildiğimiz yaşamsal bilgi ve deneyim ise toplumun ve yaşam çevremizin genel ortalamalarını temsil ediyor. Bazı ayrıntıları nasıl öğreneceğimiz konusu tamamen belirsiz; muhtemelen tesadüflere ve iyi şansla karşılaşacağımız fırsatlara kalmış.

Tarih, coğrafya, matematik, fizik, kimya ya da biyoloji öğreniyoruz. Hatta bir gülün güzel görünümlü, filan şairin filan şiirinin çok sevildiğini ve yaygın olarak okunduğunu da öğreniyoruz. Ama genelde bunlar kendimizle ve yaşam çevremizle ilgili varlıklara ve olaylara kendi anlam yüklemelerimiz olmuyor. Ortalama olana uymayı öğreniyoruz. Genel, yaygın ve ortalama olan dışında yaşamı –yaşamla ilgili ‘şeyleri’– anlamlandırmamız gerektiğini, nasıl anlam yükleyeceğimizi ve anlamlandırmanın yaşamımıza getireceği artıları öğretecek bir sistematik yok ya da farkında değiliz.

Yaşamı anlamlandırmanın kökleri hiç kuşkusuz bireyin kendisindedir. Ama yaşamsal iyileşmeyi ve gelişmeyi sağlayacak –fakat yeterince değer vermediğimiz– olgu ve kurumlar da var. Örneğin sanat, özel olarak edebiyat gibi… Yaşam çevrenizi yapılar, yollar, meydanlar, insanlar ve başka canlı-cansız varlıklarla doldurabilirseniz. Ama eğer bunları anlamlandırma gücünüz, enerjiniz yoksa neye yarar ki? İnsanın ayırt edici farkı, kendi yaşamını ve çok boyutlu olarak erişilebilir çevresini anlamlandırıyor olmasıdır. Bugünkü yaşamı göz önüne alırsanız anlamlar yaşamsal lezzeti ve çeşniyi oluşturan ayrıntılardır. Onlar olmadan mutlu ya da iyi bir yaşam kanımca mümkün olmuyor.

Güncel Haberleri