İmkânsız beklentiler

Eğer kendimize çok uzak ya da zor hedefler koyarsak muhtemelen elimizdeki kaynak ve imkânlarla erişmemiz mümkün olmaz. Böylece bir hedefe ulaşmamanın kırgınlığını ve ezikliğini yaşarız.

Eğer kendimize çok uzak ya da zor hedefler koyarsak muhtemelen elimizdeki kaynak ve imkânlarla erişmemiz mümkün olmaz. Böylece bir hedefe ulaşmamanın kırgınlığını ve ezikliğini yaşarız. Hiç kuşkusuz; insanın vizyonu çerçevesinde ulaşmak istediği büyük hedefler –en azından bir büyük hedef– olmalıdır. Büyük hedefler bizi canlı ve tutar; geleceğe doğru ilerlememizde enerji sağlar. Ama bu hedefe doğru ilerlerken yaşadığımız süreçleri ve imkânlarımızı da doğru değerlendirmeliyiz. Her zaman gelecek, istediğimiz biçimiyle elimizin içinde olmayabilir. Başarısızlığın bizi kulvar dışına atmamasına özen göstermek zorundayız.

Hedef, ulaşmak istediğimiz noktayı anlamlandırmak demektir. Erişilecek sonucu kendimiz için önemli ve değerli gördüğümüz için ona ulaşmayı isteriz. Pek çok insan için bir dağın tepesine ulaşmak pek çekici gelmeyebilir. Ama bir dağcı için zirve anlamlandırılmış bir hedefin gerçekleştirilmesi olacaktır. Zirve çıkışı yapan bir dağcı için zirveye ulaşmanın başlıca anlamı “zirvenin orada oluşudur”.

Hedefler ve anlamlandırmalar bize enerji sağlıyor. Başarılı olmamız için ihtiyacımız olan sinerjiyi bu anlamlandırmalar sayesinde elde ediyoruz. Ama anlam olgusuna sadece olumlu yanından resmin tamamını görmemek anlamına gelir. Kendimiz, çevremiz, yaşam şartlarımız veya geleceğimiz konusundaki olumsuz anlamlandırma girişimleri enerjimizi düşürücü ve ufkumuzu karartıcı etki yapar. Bu nedenle gecenin bir yalnıza yorgan olduğu gibi olumsuz anlamlandırmaların bir kendi bataklığına çekmesine geçit vermememiz gerekiyor.

Olumsuz düşüncelerinizin sizi nasıl etkilediği konusunda yaşamsal geçmişinizi şöyle bir gözden geçirin. Negatif düşüncelerle başladığınız bir işte –örneğin okulda bir sınavda– ne denli başarılı oldunuz? Beklediğinizden başarılı olduğunuzu düşündüğünüz bir girişimde olumlu düşüncelerle başlamış olmanızın etkilerini göz önünde bulundurun. Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsunuz. Çevrenizden olumlu etkiler alıp çevrenize pozitif katkılar yapmak istiyorsunuz. Böyle bir beklentinin olumsuz anlamlandırmalar ve düşünceler üzerine kurulması mümkün mü? Yaşam deneyimlerimiz negatif yaklaşımların olumsuz sonuçlara daha yatkın olduğunu gösteriyor.

Yaşamı tümüyle siyahlardan oluşan insan sayısı pek fazla değil. Diğer yandan kendimizle ilgili tespitler yaparken bu gerçeğe oranla acımasız olabiliyoruz. Neden bu kadar şanssızım? Neden yaşam adil değil? Herkes mutlu görünürken neden ben onlar gibi olamıyorum? Neden sürekli olumsuzluklar yaşıyorum?

Eğer kendi yaşamımız bize başkalarına göre daha karanlık geliyorsa durumda öncelikle kendimize sorduklarımızın doğru sorular olup olmadığı konusuna geri dönmeliyiz. Bir sorunun ‘gerçek’ kabul edilebilmesi için öncelikle o sorunun ‘cevaplanabilir’ olması gerekir. Cevaplanması mümkün olmayan sorular bizi olduğumuzdan çok daha zor bir konuma sürükler; sonuçta cevap bulamamanın gerginliği ve çaresizliği ile daha kötü bir açmaza düşeriz.

Mevcut duruma göre daha iyi olmak için doğru bir zaman ya da süre var mı? Eğer çok tanımlı –çözümü önceden bilinen– bir sorununuz yoksa bu da cevabı olmayan bir sorudur. Böyle bir soru yaşama başlangıçlar ve sonlar gibi istasyonlar açısından bakar. Hâlbuki yaşam doğumdan ölüme kadar bir süreçtir. Zaman akıp giderken bazı –beğendiğimiz veya hoşumuza gitmeyen– istasyonlara uğradığımız doğrudur ama bu gerçek, dikkate alınması gerekenin yaşamın sürekliliği olduğunu ortadan kaldırmaz.Her zaman sorunlar, erişilemeyen hedefler ve başarısızlıklar olabilecektir ama yaşam son noktaya kadar geçici savaşlarla ve barışlarla devam edecektir.

Güncel Haberleri