Kendini Geliştirmek

Bedensel veya ruhsal; kişi bir sorun yaşıyorsa daha iyi olma yolunda hiç kuşkusuz çeşitli tıp uzmanlarının, tedavilerin, ilaçların ve yakın çevrenin katkısını ve desteğini alacaktır. Ama rahatsızlığın, sıkıntının veya darboğazın türünden bağımsız olarak iyileşmenin ve/veya gelişmenin kişinin kendisinde olduğuna inanırım. Birey kendi iyileşme ve gelişme sürecine kendisini özne olarak katmadığı sürece yeterli sonucun alınabileceği konusunda kuşkuluyum.

Bazen öyle rüyalar görürüz ki, uyandığımızda bunun gerçek mi yoksa bir düş mü olduğunu kendimize sormamız gerekir. Rüya ile gerçeğin arasından düze çıkmak için gülümsemeyle de bir çaba harcarız. Aslında bu durum, uyanıkken günlük yaşamımızda da başımıza gelebilecek bir durumdur. Kimi zaman düşüncelerimiz ve düşünsel anlamda yoğunlaşmamız –gerçek her ne ise– gerçek ile hayal olanı karıştırmamıza neden olabilir. Daha fazla yanılmamak için kanıtlar ve doğrulamalar bulmamız gerekir. Ne herkes bizim gibi düşünmeli, ne de biz herkes gibi olmalıyız. Ama gerçek ile hayali ayırt etmede diğer insanların ne düşündüğü ya da nasıl davrandığı bize önemli ipuçları verebilir. Bu nedenle gerçek ile sanal arasında çelişkiler, aykırılıklar veya zorlanmalar yaşadığımızda çevremizdeki verileri ve ipuçlarını değerlendirmeyi düşünebiliriz.

İnsan olarak en önemli özelliğimizin anlamlandırmak olduğu kanısındayım. Yaşam çevremizde yer alan canlı ve cansız unsurlara farklı anlamlar yüklüyoruz. Zaten sanat dediğimiz olgunun en belli başlı varlık nedenlerinden biri bu… Sevgi, saygı, nefret, beğeni gibi niteliklerin tümünü anlam verme süreçlerinde kullanıyoruz. Böylece kendi yaşam çevremizi –aynen yaşam ortamımızı düzenleyip bezediğimiz gibi– süslüyor, donatıyoruz.

Bir varlığa, kavrama ya da olaya anlam yüklemek için –başkalarına ifade etme durumunuz yoksa– bir dil ya da sözcükler kullanmak gerekmiyor. Bu anlamı ifade ederken ise dilin gelişkinliği ve sahip olduğunuz sözcük çeşitliliği sizin anlatımınızı da zenginleştirecektir. Benzer biçimde; bireyin kişisel gelişkinliği, onun ürettiği (üreteceği) anlamlar konusunda sağlam dayanaklar sağlayacaktır. Kişisel eksiklikler ve zafiyetler ise çevredeki canlı ve cansız varlıklara, olaylara ve işaretlere yanlış anlamlar yüklemek için zemin hazırlar.

Yerli sinemanın melodramlarını hatırlayın. Filmin henüz başlarında has oğlan, sevgili kabul ettiği kızı onaylamadığı bir durumda görünce sorgusuz biçimde terk eder gider. Ancak filmin sonunda gördüğünden yanlış bir sonuç çıkardığını –‘hatalı’ bir anlamlandırma yaptığını öğrenir ama iş işten geçmiştir. Buna benzer durumları günlük süreçlerimizde de yaşarız. Bir arkadaşımızın bir hareketini ya da bir sözünü olumsuz yorumlayarak bunun duygu ve düşünce dünyamızı olumsuz etkilemesine geçit veririz.

Olumsuz davranışlardan –nedenleri, tekrarlanmaması gereği gibi konularda– gerekli dersi çıkarırız, çıkarmalıyız. Ama olumsuz sonuç çıkarma –negatif anlamlandırma– konusunda da aceleci olmanın gereği yok. Özellikle belirsizlikler üzerinde yükselen olumsuz anlam yüklemeler, yaşamı sevimsiz hale getiren davranış biçimlerine yol açabilir.

Anlamlandırmanın mekanizmalarından biri bakış açısıdır. Hiç kuşkusuz dünyayı kendi kişisel bakış açımız önemlidir ama tek bakış açısı da bizimki değildir. Başka insanların farklı bakış açıları olabileceği gibi kendimiz için de birden fazla bakış açısı geliştirmemiz mümkündür.

Bir konuda doğru kabul edilebilecek rasyonel bir kararı üretmek için seçenek sayısının birden fazla olması gerekir. Benzer biçimde sağlıklı cevaplamamız gereken bir soru karşısında veya vermemiz gereken doğru kararın oluşturulmasında bakış açısı olarak da çeşitliliğe sahip olmak gerekir. Farklı bakış açıları farklı karar adayları üretmemize katkı yapmasa bile karar seçeneklerini üretirken olayı çok daha kapsamlı görmemizi sağlayacaktır.

Yaşam Haberleri