Günümüzde sıkça karşılaştığımız bir yanılgı var: Kültür, sanki sosyal medyada sergilenecek bir vitrinmiş gibi algılanıyor. Çok kitap okumak, iyi okullardan mezun olmak, dünyayı gezmek, entelektüel sohbetlere katılmak… Elbette bunlar değerlidir; ancak kültürün özü bunlarla ölçülmez. Kültür, önce insanın kendi içinde başlar.
Çünkü kültür; birikimden çok, dürüst bir duruş halidir.
Edeptir…
Saygıdır…
Hayadır…
Haddini bilmektir…
Yerine göre konuşmayı değil, yerine göre susmayı da bilmektir.
Kültür, en yüksek sesle konuşmak değil; karşındaki insana “Sen değerlisin” duygusunu hissettirebilmektir. Güler yüz göstermektir. Bir kapı aralandığında, başkasının geçmesine izin verebilmektir. Kendini bilen, kalbini bulandırmayan bir duruş sergilemektir.
Bugün sokakta, toplu taşımada, bir kurumda ya da sosyal medyada insanların birbirine nasıl davrandığına baktığımızda en çok eksikliğini hissettiğimiz şey tam olarak budur: Kültür, önce insanlığa saygıdır.
Kimi insanlar dünyayı dolaşır ama bir gönlü incitmemek için gereken nezaketi gösteremez. Kimi, en iyi okullardan diplomalar alır ama bir insanın kalbine dokunamaz. Kimi de en şık mekanlarda oturur ama iki kelimeyi özenle kuramaz.
Halbuki kültür, ne parayla satın alınır ne de rozet gibi taşınır. Kültür, insanın içindeki berraklıktır. “Ben büyüdüm” demekle değil, büyük davranmakla belli olur.
Kısacası kültür okuduğun kitaplarda değil, gezdiğin yerlerde değil, kurduğun cümlelerde değil, yüreğinin temizliğinde, davranışlarının zarafetindedir. Ve belki de en önemlisi şudur; kültür başkasına değil, insanın kendisine yakıştırdığı bir haldir.