SEVGİ SÖZCÜKLERİ

Aşağıda İclal Aydın’ın yazdığı bir yazı var. Okumanızı tavsiye ederim bence çok hoş.Ne kadar güçlü, tanınmış, kendi ayakları üstünde, özgürce yaşayan bir kadın olursanız olun ‘Seni Seviyorum’ u duymak ve bunun...

Aşağıda İclal Aydın'ın yazdığı bir yazı var. Okumanızı tavsiye ederim bence çok hoş.
Ne kadar güçlü, tanınmış, kendi ayakları üstünde, özgürce yaşayan bir kadın olursanız olun 'Seni Seviyorum' u duymak ve bunun doğru olduğuna inanmak istiyorsunuz. Doğru olmadığını görüncede canınız fena halde yanıyor.
Biz 'Şehirli' Türk Hanımları için durum çok dramatik. Bir ruhumuz özgür, kendi hayatını kazanan, gece kıza çıkıp eğlenen, hiç kimseye eyvallah etmeyen, efeler gibi maşallah, diğer ruhumuz ise sevilmek, sahiplenilmek isteyen evcimen, evlenip çoluk çocuğa karışma arzusunda. Aynı bedene sıkışmış 2 farklı ruh, tek bir erkek arayışında. Ne trajik değil mi.
Erkekler biz kadınlardan daha tek ruhlu olduklarından (istisnalar var tabii...) büyük şehirlerde yaşayan kariyer sahibi, birazda çıtırdan kıtıra kaçmış bayanların işi bayağı zor anlayacağınız.
Sorun esasta erkekler değil, sorun biz şehirli kadınlarda. Aynı Türkiye gibiyiz, bir yanımız acayip batılı, bir yanımız ise tam oryantal. Her ne kadar "Sex&The City" büyüyerek olgunlaşmış olsakta, bizi büyüten annelerin, eminim sizlerde katılacaksınız, dizinin kahramanları ile uzaktan yakından benzerlikleri yok.
Onlar bizi kendini evleneceğin erkeğe sakla, bekaret herşeydir mantığı ile evlendiren evlenince kocanla aynı şartlarla çalışsanda 'kızım kocanın gömleklerini ütüle, ona işten koştura koştura gel yemek yap' diye tembihleyen, kocan olmadan gece dışarı çıkmamanı öğütleyen bir nesil.
Durum böyle olunca bir ses, dolu dizgin hayatı, aşkı yaşarken, diğer iç sesimizi kızım yaşın geçiyor kendine bir koca bul, evlen, çoluk çocuğa karış, aşk-meşk geçici fasa fiso diyor. Bir yanımız, toplum ne derse desin derken, diğer yanımız annemizi - babamızı üzmemek adına, toplumun koyduğu kurallarla oynamamız gerektiğini tembihliyor. Ne aradığımızı da bilmiyoruz.
Batılı tarafımı; eteğimizin boyuna, çalışmamıza karışmayan, bizden gömleklerini ütülememizi beklemeyen, arasıra kızlarla çıkmamıza ses çıkarmayan, batılı bir erkek ararken, diğer tarafımız bavulumuzu taşımamıza yardım eden, bizi yolculuğa geçiren, götürüp getiren, 'sana gelmediğim gün öldüğüm gündür' diyebilecek aşkla seven korumacı şark erkeğini arıyor.
Bence toplum kendi içinde büyük çelişkiler ve çarpıklıklar taşıyor. Örf-adet kılıfıyla cinselliğin konuşulmadığı, hatta yaşanmadığı mutsuz evliliklerin ve tatminsiz kadın- erkeklerin oluşurduğu çarpık bir düzen. Sezen'in son şarkısında dediği gibi 'evlenilecek kızlar' ve 'eğlenilecek kızlar' diye bizleri katogorize eden, 'karımdır, çocuklarımın anasıdır, başımın tacı ama bende erkeğim ihtiyaçlarım!!! var deyip metres tutan' 'töre cinayeti' kılıfıyla ensest ilişkilerinin ortaya çıkmaması için kızlarını, torunlarını, yeğenlerini öldürtten çarpık zihniyetlerle dolu.
Bu çarpık zihniyetin en büyük suçlusu ise yine bi kadınlarız çünkü bu erkekleri ki bunların arasında yurt dışı görmüş, üniversite mezunu binlercesi var doğurup-büyüten yine bizleriz.
Ya biz kadınların, hem cinslerimize yaptığımız zulüm. Yıllarca yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, sözde sırdaş kadınlardan birisi boşanma kararı almaya görsün, seyredin tiyatroyu.
Boşanmaya cesaret edemeyen, dışarı mutlu oynayan, ama içten içe arkadaşın bu cesareti gösterdiği için kıskanan kadın önce caydırmaya çalışır. 'Bunca zaman çekmişsin niye bu yaştan sonra boşanırmış ki insan?' 'Her erkek çapkınlık yapar', 'Daha iyisini mi bulacaksın?'... Olmadı. Arkadaşı boşandı. O zamanda kocasını arkadaşından kıskanır. Yılların dostluğunu bir kalemde silip, arkadaşından uzaklaşır. Sakın abartıyor demeyin, yakın örneklerini çok gördüm ve duydum. Boşanan kadın, artık özgür ama yalnızdır.

Haberleri