Zamanın sonsuz akışı

Zaman, aslında başı ve sonu olmayan, kendi bildiği gibi akıp giden kesintisiz bir süreçtir. Ancak biz insanlar, evrenin bu devasa akışını yıl, ay, hafta ve gün gibi birimlere ayırarak dilimlemeyi tercih ederiz.

Zaman, aslında başı ve sonu olmayan, kendi bildiği gibi akıp giden kesintisiz bir süreçtir. Ancak biz insanlar, evrenin bu devasa akışını yıl, ay, hafta ve gün gibi birimlere ayırarak dilimlemeyi tercih ederiz. Doğayla ve evrenle bazı bağları olsa da bu tanımlamalar aslında bizim zamanı anlama ve kontrol etme çabamızın bir ürünüdür. Yaşamı belirli başlangıç ve bitiş noktaları üzerinden kavramak, zamanla bir alışkanlık haline getirdiğimiz bir yöntemdir. Tıpkı bir kitabın sonu, bir öykünün bitişi ya da bir filmin finali gibi, hayatı da istasyonlar üzerinden okumayı severiz. Oysa biz görmesek de anlatılmayan hikâyeler, perdeler kapandıktan sonra da akmaya devam eder.

Zamana duraklar koyma ihtiyacımız, büyük ölçüde maddi dünyanın bize dayattığı ölçme alışkanlıklarından kaynaklanır. Nesneleri tarttığımız veya mesafeleri ölçtüğümüz gibi, soyut olan zamanı da kalkış ve varış noktalarıyla somutlaştırmaya çalışırız. Bu amaçla zamanın sonsuz eksenine belirli işaret taşları koyarız:

* Hatırlama İhtiyacı: Bilgileri aklımızda tutabilmek için belirli günleri işaretleriz.

* Anlam Yükleme: Yılbaşları, bayramlar ve yıldönümleri aslında zamanın eksenine attığımız birer çentiktir ve bu çentiklerle o anlara özel bir değer yükleriz.

* Yenilenme Enerjisi: Bu işaretler aracılığıyla geçmişin tozlarından arınmayı, gelecek adına yeni bir enerji ve değişim yaratmayı hedefleriz.

Hayat her zaman pürüzsüz akmaz; bazen kendimizi kilitlenmiş, değişmez ve bulanık bir durumun içinde bulabiliriz. Çevremizin dört duvar bir hapishane olduğu hissi boğazımızı düğümleyebilir, bizi umutsuzluğa ve yeise sürükleyebilir. Bu anlarda insan ruhu farklı tepkiler verir:

* Dağılma ve Yok Oluş: Tıpkı çölde güneş ve rüzgârın etkisiyle tanelere ayrılan bir kaya parçası gibi, zorlukların bizi tükettiğini hissedebiliriz.

* Doyma Noktası: Bardağı taşıran son damlanın ağırlığını hissederek bir patlama noktasına gelebiliriz.

* İçe Dönüş veya Tufan: Ya karanlığımızı daha da koyulaştırarak kendi içimize çekiliriz ya da biriktirdiğimiz duygularla büyük bir tufana dönüşürüz.

Böylesi buhranlı zamanlarda, bizi karanlıktan çekip alacak bir silkinmeye ve zaman ekseninde yeni bir kırılma yaratmaya ihtiyaç duyarız. Bu anlamda, zamanın akışına attığımız her yeni çentik, aslında kendimizi ve dünyaya karşı tutumumuzu değiştirmek için bir fırsat kapısıdır.

Zamanı anlamlandırma çabamızın en somut örneklerinden biri yeni yıl başlangıçlarıdır. Bir günün veya yılın özel olması, onun hangi toplumun veya kültürün parçası olduğundan ziyade, ona yüklediğimiz anlamla ilgilidir. Yılbaşının dinî veya kültürel kökenlerinden öte, en önemli işlevi geleceğe uzanan yaşamımıza yeni bir değer atama vesilesi olmasıdır.

İnsan, en olumsuz zamanlarında bile her zaman yeniyi arama eğilimindedir. Her yeni yıl başında kurguladığımız hayaller ve umutlar, aslında geçmişin yükünden kurtulup yeni bir bakış açısı edinme isteğimizin bir sonucudur. Sonuç olarak yaşamı; sadece kalkışlar ve inişler olarak değil, ucu bucağı olmayan bir akış olarak görmek ve bu akış içindeki her çentiği kendimizi yeniden inşa etmek için bir sinerji kaynağına dönüştürmek mümkündür.

Güncel Haberleri