Bu aralar CHP ile oturup YENİ Parti ile kalkıyoruz. 21 Mayıs’ta çıkan mutlak butlan kararının ardından neredeyse tek gündemimiz CHP ve hemen arkasından YENİ Parti oldu.
Görevden alınan isimler, yerine atanacak kişiler, yeni bir parti kuruldu, kurulacak, Eskişehir’den belediye başkanları geçti, geçecek derken 24 Temmuz 2026 tarihinde YENİ Parti’nin resmen kurulduğu Özgür Özel tarafından ilan edildi.
Buraya kadar aslında her şey anormal şekilde bir normallik içeriyor. Özgür Özel ve ekibi tüm şartları zorladı. Kapıdan girmeye çalıştı, olmadı. Bacadan girmeye çalıştı yine olmadı. Geriye tek çare kendileri açısından yeni bir parti kurmak oldu.
Ama yakın zamana kadar genel gündemin yerel gündemi bu kadar bastırdığı bir dönem olmuş mudur hatırlamıyorum. Çünkü siyaset kaynarken Eskişehir gündeminde de konuşmamız gereken fakat geri planda kalan birçok mesele oldu. Unuttuk demiyorum tabi ki. Ama üzerine uzun uzun konuşulması gereken konuları gündemimizden biraz düşürdük. Peki nedir onlar?
Benim en çok canımı yakan ve dikkatimi çeken konu, son dönemde yalnız yaşayan 60 yaş üstü insanların evlerinde ölü bulunması. Nisan ayından temmuz ayının sonuna kadar Eskişehir’de 5 vatandaşımızı bu şekilde kaybetmişiz. Gençlerin şehri dediğimiz, mutlu ve güvenli şehir dediğimiz bir kentte, 60 yaş üstü insanlar yalnız bir şekilde hayatını kaybediyor ve bazıları günler sonra fark ediliyor. Yalnızlık kimisi için bir tercihken bazı vatandaşlarımız için ölümcül bir zorunluluğa dönüşüyor.
Böyle bir ortamda Eskişehir’i sadece gençler üzerinden değil de arka mahallelerde yaşayan yoksul ve yaşlı vatandaşlarımızın gözünden de konuşmamız gerekmiyor muydu? Bu insanlar neden yalnız bir şekilde öldü? Siyasetin gündemi, parti geçişleri, meclis aritmetikleri derken kentin vicdanını derinden etkileyen bu ölümleri üçüncü sayfa haberi olmaktan çıkarıp uzun uzadıya, nedenleriyle konuşmamız, irdelememiz gerekmiyor muydu?
Bizler CHP ve YENİ Parti gündemine yoğunlaşmışken, Alpu ilçesinde bulunan Esence, Uyuzhamamköyü ve Aktepe mahallelerine yapılmak istenen Esence Altın-Gümüş Maden Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi için halkın katılımı toplantısı yapılmak istendi. Kömürlü termik santralden sonra Eskişehir’de madene karşı böyle iyi bir örgütlenme hiç olmadı. İnsanlar toplantının yapılmasına izin vermedi. Köylüler üzerine düşeni yaptı ama biz kent merkezinde yaşayanlar olarak vahşi madenciliğin vahşi siyaset anlayışının bir parçası olduğunu bile bile, bunun farkında ola ola siyasetin sıcak gündemine yoğunlaştık.
Diğer bir konu ise Hatboyu Projesi. İlk olarak 4 Haziran’da yapılacağı söylenen ihale iki hafta ertelendi ve 22 Haziran’da yapıldı. 22 Haziran’dan bu yana derin bir sessizlik var. Proje hakkında çok şey söylendi ama sağlıklı ve net detaylar verilmedi. Proje için yarışmalar yapılacağı ifade edildi ama ne akademik odalardan ne sivil toplum örgütlerinden kentin tam ortasındaki bu alan için kendiliğinden ses çıkmadı ya da öneriler sunulmadı. Birkaç kişi hariç kimse pek de üzerine düşünmedi. Hatboyu ile ilgili siyasi söylemler oldu ama teknik ve bilimsel açıklamalar maalesef olmadı.
Eskişehir'in Çifteler ilçesindeki Sakaryabaşı. Mayıs ayında AK Partili siyasiler suyun başına geçti ve “Sakaryabaşı yeniden canlandı. Eski günlerine kavuştu” gibi cümleler kurdu ama geldiğimiz noktada temmuz ayında çıkan haberlerde Sakaryabaşı’nın yeniden kuruduğu görüldü. Ve bu da o yoğun gündemin arasında unutuldu gitti.
Eskişehir’de sağlık alanlarının özelleştirilme kararının iptali fakat hala Resmi Gazete’de bu kararın yayımlanmaması, Eskişehir PTT Başmüdürlüğü'nün kapatılması, Tepebaşı Atalan Mahallesi ve Mihalgazi Alpagut Mahallesi’nde yapılması planlanan "Altın-Gümüş Madeni Ocağı" ve "Cevher Zenginleştirme Tesisi" projesi… Hepsi bu yoğun gündem içinde aklımızın bir köşesinde ama ne kadar dilimizde?