Çok yorgun X kişisi…
Yorgunluğu isyana dönüşüyor bir süre sonra…
Yeri geldiğinde öfke kusması, yeri geldiğinde dinginleşmesi bundan…
Bazen çok sessiz, bazen sinirli…
Ne yapacağını bilmeyen insan çaresizliği bu…
Depremle yıkıldık, enkazın altında kaldık, yaralandık, öldük, hüzünlü sevinçler yaşarken gözyaşına boğulduk, sonra tekrar yıkıldık!
Az mı yaşadıkları?
Sen anlayamazsın Y kişisi, bende…
Hatta kayıpların içerisinde boğulan, yok oluşlara tanıklık eden, güneşin doğuşunu bekleyen iki komşu dahi birbirini anlayamaz.
Biri evladını kaybetti, diğeri anasını, öteki bir başkasını…
Hangi acı hangisine ağır basar bilemeyiz, hatta acının daha hafifi var mıdır, hepsi mi aynı mıdır ona da kafa yoramayız.
Elimizden gelen tek şey yardımlaşma diyoruz, dayanışma diyoruz.
Ama izliyoruz ya olanları, yardımlaşma bile “rant” koktu ya diyoruz, bir kez daha yıkılıyoruz.
Enkaz kokuyor etraf…
Kalpler de öleli çok olmuş diyoruz beton binaları izlerken…
Kızılay bile çocukluğumuzdaki Kızılay değil Z kişisi…
Hani şu sınıflarda dağıtılan zarflara para koymak için annemizle tartıştığımız Kızılay var ya…
O yok.
Belki hep yoktu ama biz inandık X kişisi…
Biz güvendik yine de, hata bizde değildir değil mi güvenimiz de yıkıldıysa?
Yıkıntılar içerisinde ayakta durmaya çalışıyoruz Y kişisi…
Güvenimiz de yerle bir oldu.
Enkazdan farkı yok.
Yardım çağrılarını duymayacağız, gerçekten yardım isteyeni ayırt edemeyeceğiz diye çok korkuyorum biliyor musun?
Bitmez değil mi insanlık?
Bitmez değil mi dayanışma?
Bitmez değil mi yardımlaşma?
“Düşene vurulmaz” sözüyle büyüdük ya biz, öğretiriz değil mi hala çocuklarımıza?
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyerek iyilik kazanır değil mi?
Korkuyorum kötülüklerin içerisinde kaybolmaktan, teslim olmaktan…
Belki biz farkındayız her şeyin ama ya çoğunluk teslim olursa da kalırsak azınlıkta?
Ben çocukluğumda elime verilen zarfa en çok parayı koymak için yarışan bir geçmişi hatırlıyorum.
O yüzden yıkılmışlığım büyük.
Kızılay yıktı bizi…
Kızılay yok etti çocukluğumuzu…
Kızılay yerle bir etti güvenimizi, geçmişimizi…
Satırlarıma burada son veriyorum.
Öfkeye dönüşmeden sözcükler, bitiriyorum.
Ben kim miyim?
Bir gazeteci ama önemi yok.
Ya da sen mi kimsin?
Yaşayan…
Adının önemi yok.
Dert aynı kardeşim!
Bir gün belki X, Y, Z kişisi oturur, acının tarifini yaparız.
Sahi acı anlatılır mı?
Anlatırsam utanç duyarım, saygısızlık sayarım.
Sadece....
Acıyı yaşayanın önünde eğilir, elini öperim.
Helallik isterim.