Teknoloji geliştirmenin misyonu yaşamı kolaylaştırmaktır. Teknolojik ürün ve hizmetler sayesinde geçmişte daha fazla emek, zaman ve kaynak harcayarak yaptığımız işleri daha kolay yapmayı hedefleriz. Tarihi incelediğimizde, bu kolaylaşmanın pek çok durumda insanlar açısından acılı sonlara gidebildiğini görürüz. Çünkü kolaylaştırma çabası, sadece insan ile yaşam çevresinin –bu çevrede yer alan canlı ve cansızların– kalıcılığını ve sürdürülebilirliğini sağlamıyor. Yok etmek için var etmeye oranla çok daha fazla teknoloji üretiyor ve ‘işi kolaylaştırıyoruz’.
Teknolojik kolaylaştırmanın günlük insan yaşamına yansıyan ve yansımayan kısımları var. Şöyle ki, bir teknolojik ürün ya da hizmet, tüketicilerin satın almasını hedefliyorsa onu ekonomik ve sosyal vitrinde görebiliyoruz. Görmekle kalmıyor aynı zamanda yaşamımızı değiştirmesine izin vererek kullanıyoruz. Diğer yandan örneğin bilişim ve iletişim teknolojilerini, günlük yaşamsal uygulamalarımızda kullanırken devletlerin bunları saldırı ve yok etme amaçlı kullanımları gözden uzak kalabiliyor.
Son yılların insanın günlük yaşamını etkileyen önemli teknolojik gelişmeler bilişim, iletişim, İnternet, yapay zekâ ve medya teknolojileri alanında oldu. Özellikle bilgisayarlar günlük yaşamımızın vazgeçilmeleri, akıllı telefonlar ise adeta bedenimizin parçaları haline dönüştüler. Maddi değişim sadece maddenin değişimiyle kalmıyor. Değişen teknolojinin kullanımı insan algısını, bakış açısını, duygu ve düşünce sistemlerini, etkilenme ve tepki mekanizmalarını da değiştiriyor. Bunun en belirgin örneklerinden birini iletişim ve ilişki olgularında yaşıyoruz.
İletişim teknolojisindeki gelişmeler, gerçekten mesajın insandan insana iletilmesi konusunda yüksek oranda miktar, çeşitlilik, debi ve hız artışına neden oldu. Dünya yaşamının hiçbir döneminde olmadığı kadar bir iletişim trafiği yaşanıyor. “Teknoloji çağında iletişim kolaylaştı” dediğimizde buna itiraz edecek tek bir kişi bile olmaz. Çok daha fazla kişiyle çok daha ‘kolay’ iletişim kurabiliyoruz.
Ama vardığımız noktanın düşünsel yorumu gösteriyor ki, görkemli teknolojik kolaylaşma aynı zamanda adeta geri dönülmez bir kolaycılığa (konformizme) neden oluyor. İletişim alanındaki her kolaylaştırma, aynı anda insani kolaycılığın, özensizliğin, sığlaşmanın, yaşanabilir değerlerin sanallaşmasının, değersizleştirmenin ve insanlığı var eden değerlerin yüksek hızda tüketilebilir hale gelişinin de habercisi oluyor.
Yaşadığımız süreci, denizde yüzen bir kayığa benzetebilirim. Teknoloji sayesinde çok daha güçlü motora sahip bir deniz taşıtına dönüştürüyoruz. Ama teknolojideki gelişmeye eşdeğer bir hızda denizdeki suyun miktarı da azalıyor. Sanallaşarak değersizleşmenin –teknolojik kolaylaştırma adına kolaycılığın– farkına varamazsak elimizde çok güçlü motoru olan bir deniz taşıtını varlığa rağmen onu yüzdürecek bir deniz olmayacak.
İletişimin özü, ilişkidir. Bir başka deyişle; iletişimi değerli kılan, bir uçtan bir uca taşınan mesajın kendisidir. O mesaj içeriğini, derinliğini, anlam ve değer üretme özelliğini yitirirse mesajı hangi kanaldan ne kadar yüksek hızda ilettiğinizin de bir ‘hikmet-i harbisi’ olmaz. Teknolojik kolaylaştırma, tam da bu noktada –kapitalist tüketim motivasyonunun artırılması güdüsünün de etkisiyle– insani kolaycılığa (konformizme) yol açarak bu ‘beklenmeyen’ durumu oluşturuyor. Teknolojinin yarattığı yeni ortamlarda daha hızlı ve daha geniş alana yayılmayı hedefleyen iletişim çabasıyla iletişimin özü –yani ilişkinin kendisi– sığlaşıp, yüzeyselleşip yok oluyor.
Şu örnek üzerinde düşünebiliriz. Bilişim, iletişim ve sanallaştırma teknolojileri, sanatsal ve kültürel eserlerin yayılımında çok uygun imkânlar getirdi. Estetik anlam ve değerler ile bunların algılanıp özümsenmesi teknolojideki gelişime eşdeğer bir yükselme gösterdi mi? Hayır. Muhtemelen gelişimin teknolojik boyutuna verdiğimiz ağırlığı estetik olanlara veremedik. Belki de teknolojinin geldiği nokta ile eski estetik değer ve anlam biçimlenmeleri uyuşmuyor. Bunu tartışmalıyız.