Geçtiğimiz günlerde benim turkuaz çantayı yazdım.
Yazmaz olaydım.
Gündeme bir “çanta” muhabbeti düştü.
Sosyal medyada bir twit attım.
AK Partili Yerel Yönetici Pınar Turhanoğlu’nun paylaşım yaptığı fotoğrafta elinde tuttuğu çantanın fiyatının “25 bin 450 TL” olduğu konuşuluyor dedim.
Söylediğim yalnızca bu.
Arkasından yorum yapmadım, Pınar Hanım için tek söz sarf etmedim.
Gördüğüm detayı ortaya attım, eee haklı görünce vatandaş, sosyal medyada gündem oldu.
Pınar Turhanoğlu’nun fotoğrafının altı başta olmak üzere vatandaşların kişisel hesapları üzerinden yorumlar gelmeye başladı.
Konu Eskişehir’den de çıktı, Türkiye gündemine girdi.
Muhabirin görevi haberi sunmaktır, görülmeyen detayları göstermektir.
Haber sonrasında yorum halkındır.
Teşekkür ederim ki…
Halk sahip çıktı, öyle yorumlar geldi ki benim düşünemediğim, aklıma gelmeyen detayları da gösterdiler.
Vallahi, inanmayacaksınız ama bu halkı da örgütlemiştir diyecekler diye korktum bir ara…
Derler çünkü biliyorum, daha önce çok söylediler.
Söylesinler, hakaret olmadığı sürece eleştiri elbet başımızın tacıdır.
Neyse ben tekrar çanta konusuna döneyim.
Halktan öyle yorumlar geldi ki konuyu pandemide kepenk kapatan esnaftan tutun da, “Biz çocuğumuza 50 liralık okul çantası alamıyoruz, 25 bin liralık çantada neyin nesi kardeş?” diyene kadar oldu.
Hatta binlercesi…
Ben halkın nabzını tuttum.
Hayatın içindeki yaşam bu dedim, su yüzüne çıkardım.
Gazetecilik yaptım ben gazetecilik…
Elbette 25 bin liralık çanta kullanabilir, Pınar Hanım’ın taktığı çantanın fiyatı beni zerre ilgilendirmez.
Kimin ne kadarlık ayakkabı giydiği ile de ömrüm boyunca ilgilenmedim.
Ama bu şartlarda, çocuklarına okul çantası alamayan vatandaşların da olduğu bir ülkede bu konuyu gündeme getirmek boynumuzun borcudur dedim.
Pişman mıyım?
Asla…
Vicdanım rahat, doğrularımın arkasındayım.
Hatta halk arkamda…
Haklı buldular beni.
Teşekkürler Türkiye…