Yaklaşık 3 yıldır köşe yazarlığı yapıyorum.
En iyisi değilim belki ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Çünkü “yazmayı” seviyorum.
En iyi yaptığım işlerden birisi bana kalırsa…
Hatırlar mısınız bilmem, köşe yazarlığına başladığım ilk günlerde bir yazımda “yazarların sırtını döndüğü, burun kıvırdığı her şeyi yazacağım” demiştim.
Kuşları, böcekleri, havayı, suyu…
Fark edilmeyen detayları…
Detayları görmeye başladıkça çoğu zaman “resim” tamamlanıyor aslında…
Bunu kanıtlamak için söz vermiştim kendi kendime…
Derken “turkuaz” çantam geldi aklıma…
Kahrımı çeken, bütün sırlarımı bilen, sessiz bir “dost…”
Ona vefasızlık yapmak istemedim, bir sayfamı da ona ayırmayı düşündüm.
Turkuaz çantamla ilgili birçok söylenti çıkınca, espriler de dönmeye başlayınca “görünmeyen” detayları anlatmak farz oldu.
Çünkü her şeyini “kaybetmekle” ünlü ben, onu hiçbir yerde unutmayınca göze battı elbet…
Yok dedim, yok onu kaybedemem…
Maazallah dili olup da konuşsa neylerim ben…
Belki de kaybetmeyi göze alamadım.
Kimbilir?
Neden mi?
Çünkü en özel anlarıma şahit oldu.
Hoyratça bağırdığım en sinirli anlarımı da gördü, sessizce gözyaşı döktüğüm zamanları da…
Kimi zaman kafam bozuldu, “onu” aldım çarpıp çıktım kapıyı…
Sevinçle bir yere yetişmeye çalışırken de yine telaşla ona gitti elim…
Mesleğimi de paylaştım onunla…
Zamanımı da…
Dalga geçilecek diye de korkuyorum aslında…
“Aman, abarttın canım, çanta işte, ne edebiyat yaptın” gibi…
Haklılık payı olabilir böyle düşünenlerde…
Ama görünmeyeni göstermekse niyetimiz yanımızdakilerden başlayacağız elbet…
Eşya bile olsa, değerli olmalı değil mi?
Sevilmeli…
Duydunuz mu bilmiyorum?
Mevlana sürekli şükredermiş, eşyalarına teşekkür edermiş.
Uyumadan önce başına yoldaş olduğu için…
O da benim yoldaşım belki…
Vefa borcum ondandır…
Hiçbir şey yapmasa bile yükümü taşıyor.
Bu bile yetmez mi sizce anlatmaya?
ÖNCE ŞAİRLER VURULUR YÜREĞİNDEN…
Birtürk Özkavak üçüncü şiir kitabını da yayımladı.
İsmini “Gümüş Pervaneli Tayyare” koydu.
Kendisi doktor…
Şairlikte de iyi ama…
Bundan önce yayımlanan iki kitabını da okuma şansı buldum.
Bu kitabını da heyecanla bekleyenlerden biriydim.
Çünkü önsözünde demiş ki: “Kurşun kime sıkılırsa sıkılsın önce şairler vurulur yüreğinden…”
Bu cümle yetti yüreğimizden vurmaya…
Merak uyandırmaya…
Bazı sözler vardır, samimidir.
Ve bu da yeterlidir.
Başka nedene gerek yoktur.
Birtürk Özkavak da öyle bir şair.
Duyguları konuşturan, kalbe dokunan…
Şiirlerini yazarken yüreğinden vurulan…
Kelimeleriyle okurunu yürekten vuran bir şair…