Yandaşlık Üzerine

Abone Ol

Ya öveceksin ya da yereceksin –hatta ‘yerin dibine batıracaksın’. Översen bizdensin, yeriyorsan zaten karşı taraftasın. Sosyal ve bireysel algı düzeyinde siyah ve beyaz gibi iki ayrı kutupta kümelenmiş bir toplumda ortak çalışma, işbirliği veya birlikte üretim olabilir mi? Eleştiri ise hiç olmuyor çünkü eleştiri algısı iyileştirmek şeklinde değil, yerin dibine batırmak biçiminde oluşmuş. Eleştirirsen kötüsün, karşıdasın, düşmandan yanasın. Böylesine bir bakış açısı öylesine yaygınlaşmış ki, kendini bu saplantıdan kurtarabilmek asla kolay değil. Dalgalar halinde yayılıyor. Yetersizlikleri, zafiyeti ve tatminsizlikleri çıkar kollayarak elde etmeyi alışkanlık haline getirmiş bir toplum da başka türlü olması da beklenmez.

Nasıl bir sosyal kültürümüz varsa, siyah ve beyaz olmaktan başka bir tercihe izin vermiyor. Eğitim sisteminden sokak kültürüne kadar uzanan yelpazede gri olmaya imkân bırakmayan bir yaşam çevresindeyiz. Bireyi siyah ya da beyaz olmaya zorlayan itekleyen kültürün bir başka adı da ‘bizimkiler ve ötekiler’ olarak görünüyor. Sistemin ana felsefesi bu türden bir ikilem yaratıyor: Ya benden olacaksın ya da düşman.

Beyaz veya siyah’, ‘dost ya da düşman’ kültürü, insana bireysel seçim şansı bırakmayan bir iklimdir. Eğer ortalama değerlerden farklılıkların varsa ‘güvenilmez’ bulunursun. ‘Güvenilir’ olmak için ya biat etmelisin ya da karşı saflarda olduğunu ilanen bildirmelisin. Benzeşmelerin ve farklılıkların olmasına izin verilmez. Farklı düşünebilmenin, bireysel tercihlere sahip olmanın veya dünyada geniş açıyla bakmaya çalışmanın adı ya güvenilmezliktir ya dönekliktir ya da ihanet… Fanatik olan, kendi kalkerleşmişliğine bakmaz da; farklılıkları olup da ortak paydayı ve uzlaşmayı arayanı mahkûm etmeye çalışır.

Öyle bir siyah ve beyaz dünya ki; yönetimi eleştirmek öncelikle ‘yönetimin başı’ olmak üzere orada mevcutlu herkese yönelik muhalefet sayılır. Olumlu olanı ifade ettiğinizde, ‘yandaşlığa’ terfi edersiniz. Eğer tümüyle farklı bir görüş belirtirseniz; bu durum, iki kanattan da saldırıya uğrayacağınız anlamına gelir. Örneğin toplumu ve ülkeyi bölmeye yönelik konusunda tehditler konusunda ‘size yakıştırılan resmi ideoloji dışındaki’ sözlerinizi bir ‘art niyete veya ihanet cephesine’ bağlamaya çalışan birileri her an oradadır ve hazırdır.

Bu fanatik yandaşlığı, öncelikle siyaset yapar. Bu ülkede siyaset, hâlâ ‘bizden ya da öteki’ olma konusudur. İlişkilerinizin ülke ve toplum adına ama siyaset dışı olduğuna kimseyi inandıramazsınız. Yaptığınız bir iş, kurduğunuz bir ilişki, geliştirdiğiniz bir öneri ya da bulunduğunuz bir mekân, siyasal ikbal ve kişisel rant arayışı ile açıklanmaya çalışılır. Her sosyal davranışınızın bir siyasal beklenti ve çıkar arayışı olarak açıklanması ancak düşük kültür toplumlarına özgü bir durumdur. Hâlbuki hayâsız eleştiri ve karalama ustaları, bunu yaparken kendi fanatikliklerini ve rantçılıklarını sizin aynanızda gördüklerinin farkında bile değillerdir.

Aslında; siyah ya da beyaz olmamanın ‘güvensizlik’ anlamına gelmesinin mantıklı bir açıklaması var. Siyah veya beyaz olmamak, ne ‘bizden’ ne de ‘öteki’ olmak anlamına geliyor. Bu durum, geleneksel siyasetin boyunu aşıyor ve işi zorlaştırıyor. Hâlbuki dost ya da düşman olduğunuzda; iş biraz daha kolay. Farklılıklara sahip olduğunuzda ise sistemi bir bütün olarak tehdit ediyorsunuz. Kendi ilkelerinize sahip olarak, kendi kişisel tercihlerinizi yaparak ve en önemlisi, dünyaya geleneksel siyasetin dışında bağımsız, özgür ve yandaş olmayan bir pencereden bakarak tehdit eden bir tarzın temsilcisi oluyorsunuz.

Kişinin kendi konumunu belirlemesi çok zor değil. Bu konuda kişisel seçimleri yaparken karar vermenizi kolaylaştıran referans noktalarına dikkat etmek yeterli. Bir kararın doğruluğu, yanlışlığı, iyiliği veya kötülüğü konusunda soru sormadan, düşünüp sorgulamadan bir şahsa ya da bir ideolojiye bakarak sonuca varıyorsanız; o zaman siz siyah veya beyazlardan birisiniz. Farklılık yaratacak hiçbir bir yanınız yoktur. Kişileri, düşünceleri ya da kurumları kolayca yargılar ve karalarsınız.

Bazı siyasetçiler ya da kurumsal yöneticiler kendilerini eleştirebileceğimizden dem vururlar. Ardından bu ‘iyi niyet’ beyanına eleştirinin fazileti üzerine daha bir sürü söz eklerler. Asla inanmayın. Ünlü bir İngiliz yazar şöyle diyor: “İnsanlar sizden eleştirmenizi istedikleri zaman bile, gerçekte sizden övülme bekliyorlardır.