Yan Yana Eskişehir tarafından “Birleşik muhalefet yolunda yan yana geliyoruz” çağrısıyla Yunus Emre Kültür Merkezi’nde bir forum düzenlendi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, BirGün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı ve YENİ Parti Grup Başkanvekili Doç. Dr. Gökhan Günaydın foruma konuşmacı olarak katıldı.

Foruma yoğun katılım
Forumu dinlemeye YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile farklı siyasi partililerin, meslek odalarının, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.
“Deniz Göktaş Türkiye’nin geleceğine ilişkin kaygı duyuyor”
Forumda konuşan Gökhan Günaydın, şu ifadeleri kullandı:
“Deniz Göktaş'ı ziyaret ettim 28 Eylül'de biliyorsunuz, salı verildi. Salım partisi demişti değil mi? Öyle demişti. Kendisi de nihayetinde salındı. 4-5 gündü daha şeyine vardı, duruşmasına vardı; dedi ki: 'Abi 250 tane kitap gönderdi bana dostlar' dedi. 'Umarım 28'inde çıkarım ve umarım bütün bu kitapları bana burada okutmazlar' dedi. Şimdi Deniz dışarıda oksijen alıyor, ona çok selam. Söylediği bir başka şey var, söylediği bir başka şey var, onu da özellikle ifade etmek isterim. Deniz Göktaş, Türkiye'nin geleceğine ilişkin çok ciddi bir rahatsızlık duyuyor ve bunu da çok açıkça söylüyor.
“Duruşmadaki savunması son derece kıymetliydi”
Duruşmadaki savunması bence son derece kıymetlidir. Şöyle söyledi duruşmada, dedi ki: 'Beni' dedi 'Recep Tayyip Erdoğan için diktatör dediğim için tutukladınız. Ben' dedi 'bir komedi ifadesi yapmıştım. Belki bir başkası çıkar, Recep Tayyip Erdoğan için demokrat der, benden daha komik olabilir' dedi. Ve bunu tutukluğuna devam olup olmayacağının belli olmadığı duruşmada, ifadesinde söyledi. İşte o genci, Çorum'dan Mamak'a, Mamak'tan Silivri'ye uzanan öyküsünde o genci ve o gencin huzurunda, o gencin nezdinde Türkiye'nin milyonlarca devrimci delikanlısını selamlıyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.
“Biz Türkiye'de oluşan rejimle uğraşıyoruz”
Bize diyorlar ki: 'Durup durup Erdoğan'la uğraşıyorsunuz.' Erdoğan'la uğraşmıyoruz, Erdoğan kim ki? Biz dünyada ve Türkiye'de oluşan rejimle uğraşıyoruz. Erdoğan geldiği gibi gidecek, başka çaresi yok. Bir şekilde gidecek. Ama dünyada ve Türkiye'de yaratılan rejimle derdimiz var. O rejimi bu topraklardan, bu mücadelenin kadim topraklarından sonsuza kadar ittirmek, attırmak istiyoruz; derdimiz budur.
“Sadece Türkiye’yi konuşarak bir yere varamayız”
Sadece Eskişehir'i, sadece Türkiye'yi, sadece bölgeyi konuşarak bir yere varamayız. Dünyada çok büyük bir altüst oluş var ve bu altüst oluş tıpkı 1980'lerdeki neoliberalleşme ve küreselleşme gibi bir yeni dönemin kapılarını açıyor. Ne diyorlar bize bu yeni dönemde? 'Artık tekno-oligarşi var.' Eskiden sermaye grupları kendilerini anlatmak için aracılara ihtiyaç duyarlardı; artık sermaye gruplarının ellerinde teknoloji, ellerinde iletişim ve doğrudan yurttaşın beynine girecek araçları var. Ve bunlar öylesine büyük sermaye biriktirebiliyorlar ki tarımla, sanayiyle asla olamayacak bir hızda büyük bir paranın sahibi olabiliyorlar ve bir dünya tasavvurları var, o dünya tasavvurlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bakıyorsunuz Trump'ın yanında tekno-oligarşinin en önemli unsurları yerlerini almış durumdalar.
“Hayırsever monarşi tablosunun içine girecek miyiz?”
Şimdi küreselleşme yerine artık bir bölgeselleşme var. Bir hegemonya krizi yaşanıyor ve aslında bir boşluk doğuyor. Amerika, Çin'in hem teknoloji hem de sermayedeki rekabetine dayanamıyor ve bu nedenle o bölgeye ve savaşa harcadığı kaynakları, parayı adeta vekil devletlere transfer etmek istiyor. Artık vekil örgütler yok, vekil devletler var. O nedenle diyor ki; bizim buralara bölge valisi olarak atadığı adam diyor ki: 'Bu topraklarda demokrasi gereksizdir, çoktur; denedik, olmadı. Bu topraklarda hayırsever monarşi lazım' diyor. Şimdi bizim karşı karşıya bulunduğumuz tablo budur. Bunların bize çizdiği hayırsever monarşi tablosunun içine girecek miyiz, yoksa 1968'de dediğimiz gibi 'Yanki go home' mu diyeceğiz? Önemli olan budur, bu tabloyla karşı karşıyayız.
“Türkiye'de de bir aile buraya egemen olacak”
Artık' diyorlar ki 'Amerikan askeri burada olmayacak. Amerikan askerinin buralarda olması pahalı bir iş, biz buralardan çekileceğiz. Buralardan örgütleri de çekeceğiz ama buralara devletleri bırakacağız. Burada bir Suriye'de birisi olacak, dünün IŞİD'lisine kravat taktıracağız, ona bir parlamento kurduracağız ve orada o, biz ne dersek onu yapacak. Türkiye'de de aynı şey olacak. Türkiye'de de bir aile buraya egemen olacak ve biz ne dersek onu yapacak.' Karşı karşıya bulunduğumuz tablo budur arkadaşlar.
“Bu adam beni benden daha fazla savunuyor diye şaşırıyordur”
Şimdi buranın Türkiye'ye yansımasına bakalım. Bir Süleyman Soylu vardı değil mi? Demokrat Parti Genel Başkanı'ydı. Otobüsün üzerinden Erdoğan'a söylemediğini bırakmıyordu. Ne oldu? Erdoğan'ın yanında en nizami saygı duruşunda bulunan bir aktöre dönüştü, doğru mu arkadaşlar? Evet. Arkasından bir Numan Kurtulmuş'u hatırlayalım, değil mi? 'Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular' diye yeri göğü inletiyordu. Şimdi ekselanslarının Meclis Başkanı, 'Acaba bana bazı başka görevler düşebilir mi?' diye bakıyor. Bir Devlet Bahçeli vardı, hatırlıyor musunuz? Her mitingde ip atardı, değil mi arkadaşlar? Şimdi başka hikayelerin peşinde. Devlet Bahçeli'ye Erdoğan eminim şaşırıyordur; 'Ya bu adam beni benden daha fazla savunuyor' diye. Eminim şaşırıyordur.
“Atatürk'ün partisini Erdoğan'ın yanında hizalamaya çalışıyorlar”
Şimdi bir Doğu Perinçek vardı hatırlarsanız. Başka işlerin peşinden öyle bir yerden geldi, sonra Erdoğan'ın en yakınında ve en sağlam adamlarından biri haline geldi. Şimdi diyormuş ki: 'Ben artık eskisi kadar ona yakın değilim.' Vallahi o mesafeyi ben ölçemiyorum. Ama Türkiye'nin nereden nereye doğru geldiğini hep beraber biliyoruz. Bir Mehmet Ağar vardı, bir Erkan Mumcu vardı. İkisi de iki ayrı partinin genel başkanıydı, bir araya gelseler yüzde 10'u aşsalar iktidara AKP tek başına gelemiyordu; bir gece içerisinde puf, yok oldular. Artık başka işlerle uğraşıyorlar. Ne oldu da birdenbire yok oldular acaba? Bir Ecevit'in partisi vardı, hatırlar mısınız? Adı DSP'ydi. DSP şimdi AKP, MHP ve HÜDA PAR'la beraber Cumhur İttifakı'nın ortağı, değil mi arkadaşlar? Şimdi, inanın spekülasyon için söylemiyorum, sadece bilince çıkartmak için söylüyorum. Şimdi de Atatürk'ün partisini Erdoğan'ın yanında hizalamaya çalışıyorlar. Mesele buna 'evet' mi diyeceğiz, 'hayır' mı diyeceğiz? Mesele budur, mesele budur.
“Biz bu rejimin karşısındayız”
Biz bu rejimin karşısındayız. Bu rejimin karşısında olduğumuz için ve bu rejimi dönüştüreceğimiz, değiştireceğimiz, yerine halkın iktidarını kuracağımız belli olduğu için, yürüyüşümüz ve yolumuz ona doğru olduğu için bu partinin başına gelmeyen kalmadı. 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu'nu gözaltına aldılar ve tutukladılar. Birbirimize teşekkür edebiliriz, acayip işler yaptık. Saraçhane'de bir hafta miting yaptık, Türkiye'de yüzlerden fazla miting yaptık.”





