Yıkım olur da böyle tehlike saçarak olmaz

Abone Ol

Bahar yüzünü gösterdi.

İnşaat sezonu için hazırlıklar hızlandı.

Dönüştürülmesi gereken yapılarda yıkım çalışmaları var.

Eskişehir’in yapı stoğu çok sağlıklı değil… Dönüştürülmesi gereken yapı sayısı oldukça fazla…

Dönüşüm çalışmalarının sürmesi gerekir.

Dönüşüm çalışmaları, yapının yıkımı ile başlıyor.

Onun için yıkım çalışmalarına itiraz etmek olanaksız.

Ancak yıkım çalışmalarının da belirli kuralları var.

Her şeyden önce tehlike oluşturmaması, yeni yıkımlara neden olmaması gerekir.

Ne yazık ki, yıkımlarda kurallara uyulduğunu söylemek olanaksız.

Tehlike oluşturuyor, çevreye büyük zarar veriyor.

Bu konuda somut iki örnek var.

Birisi Deliklitaş Mahallesi’nde… İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi ile Hamamyolu Caddesi’nin kesiştiği yerde…

Yıkım çalışmaları nedeniyle İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi’nde trafik tamamen durmuş durumda…

O cadde ki, oldukça yoğun bir trafiğe sahip…

Tamam, caddede trafiğin aksaması bir ölçüde normal karşılanabilir.

Ancak tamamen durma noktasına gelmesi olacak şey değil.

Yıkımın yarattığı sorun yalnızca trafikle ilgili değil…

Ciddi tehlikeler yarattığı gibi çevreye büyük zarar da veriyor.

Bölge esnafı perişan durumda…

İsyan ediyorlar.

Kübra Ceylan isimli esnaf anlatıyor.

" Az önce dükkânımın resmen yıkılışını ve enkaz oluşunu gözlerimin önünde izledim. Gerçekten bütün ürünler zarar gördü ve hâlâ kendime bir muhatap bulamıyorum. Yıkım ekibi olsun, yeni yapılacak binanın müteahhitleri olsun; sadece 'Duvarı örelim, tekrar devam edelim' derdindeler. Ben bu dükkânı emek emek var ettim. Üç gündür dükkânım kapalı olduğu için zaten çok ciddi bir ciro kaybım var. Ben burada küçük bir esnafım ve tırnaklarımla kazıdığım emeklerim şu anda yok oldu. Üstelik hâlâ bana 'Kutulu ürünlerin tozunu alalım, yine satın' diyorlar. Ben ikinci elci değilim ki. Bu ürünleri bu şekilde satamam."

Emre Özden, bölgede işyeri bulunan bir başka esnaf. Başına gelenleri anlatıyor.

‘’Bizim derdimiz bu binanın yıkımı değil. Fakat caddenin bu şekilde kapanacağını, yıkımın bu kadar önlemsiz, güvenliksiz ve gelişigüzel yapılacağını kimse söylemedi. Kepenk kapalı, önünde demirler ve tahtalar var. Tentemi açamıyorum, içeri giremiyorum. Bizim sıkıntımız; dükkân kiramızı ödeyemedik. Kredimiz ve borcumuz var; her şeyden önce geçindirmek zorunda olduğumuz bir ailemiz var. Bizim kapalı olduğumuz günler ekmek paramızdan gidiyor. Bu zararları kimin karşılayacağını bilmiyoruz. Yıkım şirketine gidiyoruz, yüzümüze bakan yok. Bu şartlarda bu yıkım olmaz.’’

Yıkımdan zarar gören, bir başka anlatımla da yıkıma uğrayan yalnızca bu iki esnaf değil…

Sayıları oldukça fazla…

Haklı olarak isyan ediyorlar.

Çevre esnafının böylesine yıkıma uğradığı bir yıkım çalışmasının yarattığı tehlikeyi siz düşünün.

Bir başka örnek Hoşnudiye Mahallesi’nde…Oytun Sokak üzerinde bulunan 4 katlı bir bina yıkılıyor.

‘’Önlem’’ denilebilecek bir şey yok.

Göstermelik bir şeyler yapılmış ama olası tehlikelere ‘’önlem’’ olmaları söz konusu değil.

Sokak, Dumlupınar İlköğretim Okulu’na gidiş yolu…

Her gün onlarca çocuk o sokaktan okula gidip geliyor.

Küçücük çocuklar tehlikeden kendilerini koruyamazlar ki… Her an bir kazaya kurban gidebilirler.

Yıkım çalışması ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Gazetemiz sütunlarında haber yapıp uyarıda bulunduk.

Ama değişen bir şey yok.

‘’Kentin merkezi’’ denilebilecek iki bölgede yapılan iki yıkım çalışması… Oluşturdukları tehlike büyük… Aynı şekilde çevreye büyük zarar da veriyorlar.

Yıkım çalışmalarını yürütenlerin kendiliklerinden kurallara uymaları gerekir. Açıkça görülüyor ki, kurallara aldırış ettikleri yok.

Peki onların ‘’kurallara uymalarını sağlayacak’’ kurum yok mu?

Olmaz olur mu, elbette ki var.

Belediyeler… Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyeleri…

İyi de onlar ne güne duruyorlar?

İzin verdikleri yıkım çalışmalarını neden kontrol etmiyorlar?

Anlamak da kabullenmek de olanaksız…