Etkinliğin dördüncüsünü Eskişehir’de gerçekleştirdiklerini belirten Özdağ, kadınların karşılaştığı sorunları en iyi yine kadınların bildiğini söyledi. Özdağ, “Bu sorunları yaşayan, bunlarla mücadele eden ve ızdırabını çeken sizlersiniz” dedi.
“BAĞIMLILIĞIN YÜKÜNÜ ANNELER TAŞIYOR”
Türkiye’de 4 milyon uyuşturucu ve 2 milyon sanal kumar bağımlısı bulunduğunu öne süren Özdağ, bağımlılığın yol açtığı sorunların yükünü çoğunlukla kadınların üstlendiğini ifade etti. Bağımlıların aileleriyle gerçekleştirdikleri toplantılarda annelerin yoğun katılım gösterdiğini ancak babaların nadiren geldiğini söyleyen Özdağ, uyuşturucu bağımlısı oğlunun şiddetine uğrayan bir annenin yaşadıklarını anlattı. Özdağ, oğlu tarafından dövülen, eşyaları satılan ve evi yakılan annenin, bütün bunlara rağmen cezaevindeki oğlunun tedavisi için yardım istediğini aktardı. Adana’da kumar bağımlısı oğlunu öldüren emekli polis babayı da örnek gösteren Özdağ, bağımlılığın aileleri yıkıma sürüklediğini söyledi.
“TEDAVİYİ ZORUNLU HALE GETİRECEĞİZ”
Bağımlılık sorununu “Tertemiz Türkiye” projesiyle çözmeyi hedeflediklerini belirten Özdağ, uyuşturucu bağımlıları için zorunlu tedavi uygulaması getireceklerini açıkladı.
Özdağ, “Bağımlı olan bütün yurttaşları tam anlamıyla arınana kadar zorunlu tedavi protokolüne alacağız. Anneler ve kız kardeşler, çocuklarının uyuşturucu çetelerinin tehdidi altında olduğunu düşünmeyecek. Sokaklarda çeteler değil, Türk devleti hâkim olacak” diye konuştu.
“İYİ HAL İNDİRİMİNİ KALDIRACAĞIZ”
Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin “katliam boyutuna” ulaştığını savunan Özdağ, sorunun yalnızca cezaları artırarak çözülemeyeceğini söyledi. Eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini belirten Özdağ, ortaokuldan itibaren aileye, topluma ve kadına saygının sistemli biçimde öğretilmesini önerdi. Kadın cinayetlerinde uygulanan iyi hal indirimine tepki gösteren Özdağ, “Karısını öldürüyor, kravat taktığı için iyi hal indirimi alıyor. Bir kadını öldüren iyi hâl indirimi almayacak. Bunu yasadan çıkaracağız” dedi.
UZAKLAŞTIRMA KARARINI İHLAL EDENE HAPİS
Kadına yönelik şiddet olaylarında verilen uzaklaştırma ve elektronik kelepçe kararlarının ihlal edilmesi halinde uygulanan yaptırımların yetersiz olduğunu savunan Özdağ, para cezasının önce toplum yararına çalışma, ardından hapis cezasına dönüştürülmesini planladıklarını söyledi. Boşanma davalarının yıllarca sürmesinin tarafları yıprattığını ve şiddete zemin hazırladığını ileri süren Özdağ, davaların altı ay içerisinde sonuçlandırılmasını sağlayacak hukuki düzenlemeler yapacaklarını belirtti.
SIĞINMACILAR ÜZERİNDEN GÜVENLİK ELEŞTİRİSİ
Özdağ, düzensiz göç ve sığınmacı politikasının kadınların güvenlik kaygılarını artırdığını savundu. Eskişehir’de iki yıl önce bir tramvay durağında Afganistan uyruklu bir kişinin eşi ile yanındaki kız çocuğuna şiddet uyguladığı olayı hatırlatan Özdağ, müdahale eden Eskişehirli bir gencin ise hapis cezasıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Kadınların bazı semtlerde tek başına yürümekten ve toplu taşıma araçlarını kullanmaktan çekindiğini ileri süren Özdağ, “Türk kadınının torunları, kendi ülkelerinde sınırlardan kaçak geçen insanlar yüzünden neden korkutulsun veya tehdit edilsin? Bunu kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Göç dalgasını “demografik işgal” ve “kültürel Ortadoğululaşma” olarak nitelendiren Özdağ, vatandaşlık verilenler de dahil olmak üzere sığınmacılar ile düzensiz göçmenleri devletler hukukuna uygun biçimde ülkelerine göndereceklerini söyledi.
“EKONOMİK KRİZ DE KADINA ŞİDDETTİR”
Kadınların karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı olmadığını söyleyen Özdağ, ekonomik krizin aileler ve özellikle kadınlar üzerindeki etkisine dikkati çekti. Tüp gazdan alınan Özel Tüketim Vergisi’ni eleştiren Özdağ, “Tüp gazın üzerinde yemek pişirmeye çalışan kadın yaklaşık bin 200 lira ÖTV ödüyor. Tüp gaz neden özel tüketim vergisine tabi olsun? Bu parfüm mü, Mercedes mi, uçak mı, pırlanta mı? Bu temel ihtiyaçtır” diye konuştu. Pazar alışverişi yapamadan evine dönen ve kısıtlı imkanlarla tencere kaynatmaya çalışan kadınların yaşadığı ekonomik sıkıntının da bir şiddet biçimi olduğunu savunan Özdağ, “Bu, kadına ve anneye yönelik şiddettir” dedi.
“SARAYLAR DEĞİL, YURTLAR YAPACAĞIZ”
Kamu harcamalarını eleştiren Özdağ, Türkiye’nin rezidanslara, saraylara, yeni başkanlık uçaklarına ve yalılara değil; fabrikalara, organize sanayi bölgelerine ve laboratuvarlara ihtiyacı olduğunu söyledi. Öğrencilere verilen bursların yetersiz olduğunu savunan Özdağ, okumak isteyen gençlere asgari ücret düzeyinde burs sağlanması gerektiğini belirtti. Öğrenci yurtlarının fiziki şartlarını da eleştiren Özdağ, sekiz veya dokuz kişilik odalarda kalan gençlerin daha iyi koşulları hak ettiğini söyledi. 1980-1985 yılları arasında Almanya’nın Münih kentinde üniversite eğitimi aldığını ve tek kişilik yurt odasında kaldığını anlatan Özdağ, şöyle devam etti: “İkinci Dünya Savaşı’ndan önce yapılmış eski bir yurtta kaldım. Altı öğrenci banyo, mutfak ve tuvaleti ortak kullanıyorduk ancak her türlü altyapısı vardı. Savaştan sonra yapılan yurtlarda ise tek kişilik odaların içerisinde mutfak ve banyo bulunuyordu. Bunu yapmak zor değil; mesele öncelikleri nasıl belirlediğinizdir. ‘Saraylar mı yapacağız, yurtlar mı?’ sorusuna ‘Öğrenciler için yurt yapacağız’ derseniz bu sorun ortadan kalkar.”




