13 Ocak 2021 Çarşamba 667 Okunma

YAŞAMA DAİR…


Yazacak bir konu bulamayınca “yaşama” sığınıyorum.


Ona nankörlük etmek değil derdim aslında…


Çünkü kıymetli…


Yaşamın içerisinde olup yazılmayan, yazılamayan, kayda değer görülmeyen nice duygu, nice insan var ki…


Ötekileştirilen, yok sayılan, anlamsız görünen…


Bizim hayat felsefimize ters olanları elimizin tersiyle itmek, bencilleşerek kabalaşmak en temel sorunumuz aslında…


Farklılar diye “yok sayacak” değiliz…


Doğmamışlar, hiç nefes almamışlar gibi de davranacak değiliz.


Hayatın farklı renklerini göze sokmak, hatırlatmak önemli…


En azından ben önemli buluyorum.


Çünkü en değerli şey yaşamak değil mi?


Kaliteli yaşamak…


Hakkıyla yaşamak…


Sevgi dolu yaşamak…


Özgün yaşamak…


Arkasından da “iyiki” yaşadım diyebilmek…                  


Pişmanlıklar olmadan, keşkeler olmadan…


Her şeye rağmen, herkese rağmen “iyiki…”


Zor ama imkânsız değil…


Nazım Hikmet ne güzel demiyor mu bir şiirinde:


“Yaşamak şakaya gelmez,


büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın


bir sincap gibi mesela,


yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,


yani bütün işin gücün yaşamak olacak.


Yaşamayı ciddiye alacaksın,


yani o derecede, öylesine ki,


mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,


yahut kocaman gözlüklerin,


beyaz gömleğinle bir laboratuarda


insanlar için ölebileceksin,


hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,


hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,


hem de en güzel en gerçek şeyin


yaşamak olduğunu bildiğin halde.


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,


yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,


hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,


ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,


yaşamak yanı ağır bastığından.”