Bol bol hayal kuracağım bu ara…
Kafaya koydum.
Hayallerimi…
Valla “kafamın” içerisinde hepsi!
Hava soğuk, retrodan yeni çıkmışım!
Bir bitkinim bu ara, nasıl toparlayacağım, hayal kurarak…
Sen de kur be!
Kapat gözlerini, “bir bakmışsın karşı mahallenin en güzel kızı sana vurulmuş”
Olur be, hayallerin de mi ölçütü var?
Kime hesap vereceksin?
Ya da ne bileyim, yolda giderken bir şans bileti alıyorsun, bir bakmışsın milyonersin!
Çok mu uçuk oldu yolda giderken milyoner olman…
O da olur be, hayaller de parayla değil ya?
Onu da mı satın alacaklar, fatura kesecekler!
Ya da o çok istediğin iş ayağına geliyor, sen gitmeden telefonun çalıyor:
“Efendim, yarın saat 10.00’da ofisinizde bekleniyorsunuz. Aracımızı gönderdik, gelip sizi alacaklar. İş saatleri 10.00 ile 15.00 arası. Teşekkür ederiz.”
Yuh artık mı, o kadar da olmaz mı?
Harbi olur be, suç değil ya?
Sen biraz yelpazeyi geniş tuttun sadece…
Senin hayalindeki iş de bu neticede…
Ya da kapat gözlerini, bir bakmışsın siyasi parti liderisin…
Sen konuştukça halk coşuyor, sen konuştukça gözyaşları sel, sen konuştukça alkışlarla yıkılıyor ortalık…
Ne?
Tehlikeli hayaller mi bunlar?
Niye be?
Hayal sonuçta, hayallerinden ötürü de atmazlar herhalde mahpusa…
O zaman…
Sen en iyisi kapat gözlerini kardeşim…
Kapat…
Orta sınıfı orta kıvamlı bir hayal kaldırır.
Gitmişsin yemyeşil bir ormana, karşıda bahçeli bir ev, etrafta kuş cıvıltıları…
Evin önünde bir tarhana kokusu…
Etraftan çocuk sesleri, birbirini kovalıyor.
Oturuyorsun bahçe içerisindeki eskimiş ahşap banka…
İçinde derin bir huzur…
Ah be!
Hayaller bile sınıfsal artık…
Yakıştıramıyor yoksul kendine boyundan büyük düş’leri…
Hayallere bile uzatamıyor elini…
Olsun, Sadri Alışık ne diyor:
“Korkma! Paramız yok ama yaşıyoruz, sağlamız ve artık iki kişiyiz. Fakir ümidi işte. Dünyada her zaman inanılacak şeyler bulunur.”
Hayalleri kurdurduktan sonra yine Alışık’ın sözleri bu kez kendim için beliriyor:
“Yani bişi değil ama bir kişide çıksa bir aferin sallasa Allah’ıma kitabıma canımı veririm be.”