Balıkesir’de cuma gecesi…

Bir futbol maçından çok daha fazlasıydı aslında.

Eskişehirspor sahaya çıktığında sadece 11 oyuncu değildi orada.

Bir şehrin umudu, bir camianın yıllardır omuzlarında taşıdığı yük ve o siyah-kırmızı sevdanın inadı vardı.

Fakat bazen futbol en hazır olduğun anda en sert tokadı vurur.

***

Henüz maçın başında gelen o talihsiz gol… Ardından ikinci darbe…

Daha ne olduğunu anlayamadan 2-0 geriye düşmek…

İşte tam o anlarda içimizden şu geçiyordu…

“Yine mi?”

Ama mesele tam da burada başlıyordu.

Çünkü bu takım, sıradan bir takım değildi.

Bu arma, kolay teslim olanların arması hiç olmadı.

***

İlk yarı boyunca Bora Göymen’in talihsiz anı, savunmadaki dağınıklık,

Kaan Baysal, İsmail Kulet ve Akın Akman’ın ritim bulamaması…

Hepsi üst üste geldi.

Ve evet, o ilk 45 dakika belki de sezonun en kötü 45 dakikasıydı.

Ama sonra…

Soyunma odasından çıkan takım başka bir takımdı.

Hakan Şapçı dokundu, takım cevap verdi.

Jakob öne çıktı, Akın Akman sorumluluk aldı, Batuhan hamlesiyle hareket geldi. Ve o gol…

Tayfun sadece topu ağlara göndermedi…

O an Eskişehirspor’un “ben buradayım” dediği andı.

2-0’dan 2-1’e gelen bir skor…

Ama aslında çok daha fazlasıydı.

Bir geri dönüş iradesi.

***

Şimdi en kritik 90 dakika…

Unutmayalım ki bu bir rövanş, intikam değil.

Şifresi sakinlik.

Ama bu maç, sadece futbol da değil…

Aynı zamanda bir akıl sınavı.

Şunu net söyleyelim…

Bu girdap, öfkeyle değil, akılla geçilecek.

İntikam duygusuyla oynanan maçlar kaybettirir.

Sabırla oynanan maçlar kazandırır.

***

Salı akşamı Eskişehirspor sahaya çıktığında yapması gereken çok net…

Panik yok!

Acele yok!

Tribüne oynama yok!

Rakibin oyununa gelmek hiç yok!

Topa agresif ol ama aklını kaybetme.
Baskı kur ama panik yapma.
İste ama acele etme.

Dakika 1 ile dakika 90 arasında hiçbir fark yokmuş gibi oyna...

Çünkü Balıkesir’de ikinci yarı bize şunu gösterdi…
Bu oyunu doğru oynayan taraf Eskişehirspor.

***

Gelelim en hassas noktaya…

Bu şehir futbolu bilir.

Ama bazen en büyük zararı yine kendine verir.

Balıkesir’de yaşananlara rağmen sakin kalmak birinci önceliğimiz.

Gerginlikler ve tribünden gelecek ekstra tepkiler önce kulübe, dolayısıyla da futbolculara zarar verir…

Bunun faturası da çok ağır olabilir.

Konuştuğumuz şey sadece bir maç olmaz.

‘Karşıyaka maçını boş tribünlere oynamak, ya da Ayvalıkgücü karşısında sessiz bir stadyum” olur.

Bunun telafisi yok.

Bu yüzden açık belirtelim ki;

Şampiyonluk tribünle kazanılır ama taşkınlıkla kaybedilebilir.

***

Bu hikaye hala bizim elimizde.

Ya duygularımıza yenilip dağılan taraf olacağız…

Ya da aklıyla oynayan, sabreden ve sonunda kazanan taraf…

Eskişehirspor büyük takımdır.

Büyük takımlar sadece iyi oynayarak değil…

Doğru zamanda doğru şekilde oynayarak kazanır.

Bu yüzden mesele sadece tur değil…

Mesele karakterdir.

***

Son olarak;

Söz konusu egolar değil, Eskişehirspor ise…

Şimdi herkes aynaya bakacak.

Futbolcu sahada…

Taraftar tribünde…

Şehir kalbinde…

Ve herkes kendine şunu soracak:

“Ben bu hikayenin neresindeyim?”

Çünkü bazı maçlar vardır…

Ya dağılırsın ya destan yazarsın.

Ve bazı takımlar vardır…

Skorla değil, karakterle kazanır.

Eskişehirspor o takımlardan biridir.

Güzel sözdür…

“Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin”

Ama asıl gerçek şudur…

En büyük zaferler, en çok zorlandığın yerden doğar.