Geçen gün öğretmeni ödev vermiş, çocuğu sinemaya götürdüm.
Yönetmen Murat Saraçoğlu , senaryo Özhan Eren.
120 , gerçek bir öyküdür:
Hayatın kışını zamansız yaşayanların öyküsü.
Yerlerimize oturduk, film başladı:
Ocak 1915...
1.Dünya Savaşı'nın ilk yılları...
Sınırda Ruslarla ölüm-kalım savaşı...
Van'a acil bir telgraf gelir sınır birliğinden:
''Tükendik, cephaneleri derhal yola çıkarın!''
Şartlar çok ağır:
Soğuk, tipi, kar...
Bir telaş başlar, şimdi mermileri kim sırtlayacak?
Araba ve kağnıların karda ilerlemesi imkansız çünkü.
Kentte sadece yaşlılar, kadınlar ve resmi görevliler var.
Mermileri tutacak eller için geriye tek seçenek kalmıştır:
Çocuklar...
Yaşları 12'den 17'ye kadar 120 çocuk...
Anne ve babaların gözyaşlarıyla uğurlanırlar.
Küçük bir yüz, abisine sarılır:Gitme, n'olur!
Dağ gibi 120 yüreğin uykusuz, korkusuz yolculuğu başlar.
Yürürler, yürürler; günlerce, gecelerce.
Yorgun bedenlerde mermiler ağırlaşır gitgide.
Nihayet sınır görünür, kahramanlar başardı.
Dönüş ise trajiktir, tam bir ölüm-kalım savaşı.
Korkunç bir tipi...
93 yiğit donarak ölür.
Baharı göremeden, gülemeden, oyun oynayamadan...
Kar, kefenleri olur.
Gözlerimizi sile sile izledik filmi.
120, cumhuriyetin nasıl kurulduğunu gösterdi:
Acı, zorluk, yoklukla.
Kolay kazanılmayanın, kolay kaybedilmemesi gerektiğini de.
Bizim oğlan da bir şeyler almıştı filmden:
''Baba, çantamı artık kendim taşıyabilirim.''
Teşekkürler, yönetmen Murat Saraçoğlu'na.
Teşekkürler, öğretmen Tülin Kelebek'e.
Film, başka şeylere de yaradı:
23 Nisan 2008'de Van'da ilk kez anma törenleri yapıldı.
93 yıl sonra...
Yorumlar
