Bazı tatiller vardır; bavula birkaç parça kıyafet koyup yola çıkarsınız. Bazıları ise insanın içindeki bütün ağırlıkları geride bırakmasıyla başlar. Kuş gibi hafiflediğinizi hissedersiniz sanki. Günlük telaşlardan, koşturmacadan, kalabalıklardan uzak…
Sahile inip, şemsiyenizi ve şezlongunuzu açtığınızda önce güneş tatlı tatlı okşar yüzünüzü. Deniz kıyısında önce dalgaların sesini duyarsınız bir melodi misali. Sonra kum ayaklarınızın altında kaybolur ve fark edersiniz ki insanın bazen gerçekten ihtiyacı olan şey; büyük planlar, kalabalık sofralar, çok para ve uzun listeler değilmiş. Bir şezlong, bir kitap, serin bir deniz ve gökyüzüne bakarak geçirilen birkaç saat yetermiş mutlu olmaya. Telefon sessizde, saat çantada, hayat biraz uzakta…
Günlük telaşların, yetişme zorunluluklarının, bitmeyen haberlerin ve insanı yoran gündemin arasında tatil aslında küçük bir mola değil; kendimize verdiğimiz bir haber bülteni gibi. “Biraz dur. Nefes al. Hayat sadece koşturmaktan ibaret değil” diyor alt yazıda bize.
Güneş batarken denizin rengi değişiyor, kum günün sıcaklığını yavaş yavaş bırakıyor ve ufukta akşamın ilk ışıkları beliriyor ya, insan o anda anlıyor; huzur çoğu zaman uzaklarda değil. Bir deniz kenarında, çıplak ayakların kuma değdiği birkaç metrelik alanda saklı aslında. Ne mal, mülk ne para ne de samimiyetsiz kalabalıklar yada yalan bir sevda… Hiç biri can bağın olan gerçek sevenlerinle geçirdiğin o huzurlu ve neşeli bir kaç günden daha kıymetli değil aslında.
Belki de tatilin en güzel tarafı, dönerken yanımıza aldığımız eşyalardan çok, içimizde bıraktığı huzur ve sessizlik ne dersiniz? Çünkü bazı manzaralar fotoğrafa değil, hafızaya kaydoluyor adeta. Evet, geride deniz kalır, kum kalır, güneş kalır ama en önemlisi, insan biraz daha kendisi olarak geri döner evine.
Tatil güzeldir herkes için. Hiç kötü tatil olur mu? Kime iyi gelmez ki deniz havası? Martıların gökyüzünde coşkuyla kanat çırpması… Sanki dünyadan uzak, moral ve enerji depolanan başka bir boyuttur tatil. Tadını çıkarmasını bilene, gezmeyi, görmeyi, yemeyi içmeyi sevene…
Bende şuan ailemle tatildeyim Altınoluk’ta. Deniz kenarında, yeğenlerim etrafımda koşturuyor, annemler denize giriyor, ben ise sizlerle bu satırları buluşturmak için sandalyeme oturmuş bir yandan kahvemi yudumluyor, bir yandan yazıyorum. Arada da bir ay sonra dolacak prim günlerimi düşünüp, emeklilik hayalleri kuruyorum. Seneye hayat bizi nereye götürür, nelerle karşılaştırır bilinmez. Ama senelerdir Altınoluk’tan vazgeçemediğimiz de bir gerçek yani. Hadi o zaman bana iyi tatiller, sizlere de keyifli, huzurlu, mutlu günler. Melekler bizi korusun ve herşey gönlümüzce olsun sevgili okurlarım.
