Dolunay gecesiydi dün.
Biliyorsunuz beni sarar yeni aylar, dolunaylar…
Ayrıca beni yorar.
Üzerimde gerginlik, stres, uykusuzluk yaratır.
Dolunay ışığının üzerimde yarattığı sinirle birlikte düşünme fırsatı da buluyorum elbet.
Yürüyüşe çıkıyorum.
Hem biraz kafam dağılır hem de ince düşünürüm diyorum.
Yürürken neler mi geçiyor aklımdan?
Bir şey geçemiyor.
Çünkü vatandaş düşünüyor benim yerime…
Beni görünce durduruyor bizim eski bir tanıdık:
“Ekonomik kriz almış başını gidiyor. ”diyor, ben de ona, “Girme şimdi o konulara. Ekonominin yarattığı kriz de bende ayrı kriz yaratıyor” diye söyleniyorum.
Kısa bir sohbet oluyor.
O beni kendi halime bırakıp giderken, ben mahalleden komşuyu görüyorum o esnada.
Nasılsın, nasıl gidiyor faslı bitince konu maaşlara geliyor ve ekliyor bizim komşu:
“Asgari ücret 5 bin 500 lira olsa ne ki, enflasyon almış başını gitmiş, para geldiği gibi gidiyor”
Bu kez rest çekiyorum, kendine iyi bak diyerek adım adım ilerliyorum.
Derdim biraz moral!
‘Az daha yürü Özge’ diyorum kendi kendime!
Görürsün elbet umut dolu insan!
Vatandaşın biri yolda döndürüyor o esnada.
Benim hayat yolunda gitmiyor, çok sıkıntım var diye serzeniş ediyor.
‘Geçim mi gardaş derdin ‘diyorum.
Tuhaf bakıyor.
Bir an da gaza gelerek şiveli konuştuğumu fark ediyorum.
Kendime çeki düzen verirken, o devam ediyor.
Yok, ince işler derdim diyor, neden evlenemiyorum falan diyecek gibi oluyor, susturuyorum.
Karıştırma şimdi sen oraları, o konuya girersek çıkamayız diyerek hızla uzaklaşıyorum.
Ötede başka bir vatandaş yolumu çeviriyor.
‘Oooo Özge naber’ diye sesleniyor.
Beni gördüğüne sevinmiş gibi!
Ben de halimi hatırımı soracak diye sevinirken, “Sen gazetecisin he! Bilirsin piyasayı! Ne olacak bu seçimler bakayım?” diye bıyık altı gülümsüyor.
‘Müneccim miyim ben’ diye karşımdakini güldüreceğimi sanarken, o sinirleniyor ve çok ciddi girdiği konuya kaldığı yerden devam ediyor.
Ülkeye devrimi getiriyormuş edasıyla ve ayrıca devlet sırrı verir gibi kulağıma fısıldıyor:
“6’lı masa dağılmazsa iktidar gider!”
Benim o an tek derdim ise karşımdakini gülümsetmek, esprilerime devam ediyorum.
“Ya 3’lü masa dağılırsa!”
Kahkahayla gülerken yanıma bir de bakıyorum ki beni gördüğüne sevinen arkadaş yok, uzaklaşıyor.
Arkasından el sallıyorum ve yoluma kaldığım yerden devam ediyorum.
Gazeteci olunca tanıdık biter mi?
İleri de biri daha yolumu durduruyor.
O konuya girmeden, ben giriyorum.
“Geçim mi derdin yoksa?”
Şaşırıyor.
Kaşlarımı çatarak tek parmağımla ona doğru işaret ediyorum:
“Bak bu iktidar gitmez! Sanmıyorum ama direneceğiz!”
Yine şaşırıyor.
“Kiracı evden çıkarmazsa iyi, yoksa vay halimize!”
Daha bir şaşırıyor.
“Aşk acısı çekiyorsan, sana bir ritüel söyleyeceğim, onu 21 gün yapacaksın, mutluluk yanı başında!”
Şok oluyor.
Ben de onun şok olmasının yarattığı şokla sözlerimi tamamlıyorum:
“Dün dolunay vardı. Ben çok gergindim. Az yürüyüp kendime geleyim dedim. İyice dertlendim. Anlayacağın! Çok dertliyim be usta! Hadi günün hayrola!”
Yorumlar