Geçtiğimiz günlerde, gazetemizin sosyal medya hesaplarında, muhabir arkadaşımızın “Eskişehir vekillerini tanıyor mu?” başlıklı sokak röportajını izledim.

Aslında daha önce bu tarz röportajların benzerlerine çokça rastladım. Eminim hepiniz bu tarz bir soru ile bir kez olsun karşı karşıya kalmışsınızdır.

Neyse, sözü çok uzatmayayım. Böyle bir çalışma gördüm ama birçok kişinin vekilleri tanımamasından ötürü biraz hayrete kapıldım. Tamam, bizler bu işlerin içinde olduğumuz için yankı odasında kalıyoruz. Herkesin siyaset, basın, bürokrasi eksenindeki kişiler kadar vekil isimlerine ya da vekillerin çalışmalarına hakim olmamaları normal. Ama insanların bu kadar konuya uzak olduklarını hiç düşünmemiştim.

Videoyu izleyince, sürekli olarak düşünmediğim bir soru aklımda cereyan etti.

“Yahu” dedim kendi kendime, “Bırak Eskişehir’i, Türkiye’deki sistemde bir milletvekili dediğin nasıl olmalı?”

Sonra oturdum bir milletvekili portresi çizdim kafamda.

Şimdi, ben size kafamdaki portreyi anlatacağım. Bizim Eskişehir’in vekilleri bu tabloya ne kadar uyuyor, ne kadar uymuyor. Veya benim kafamdaki tasvir doğru bir tasvir mi bu soruların cevabını size bırakacağım.

Benim milletvekilim halktan asla kopuk olmamalı. Gerekiyorsa günün 18-19 saati aktif olsun. Çünkü milletvekilliği bir mevki fors makamı değil, halka hizmet makamıdır. Yoruldum sözünü emekçiler söylesin, bir zahmet. Vekillikte yoruldum diyorsanız, görevi devredeceksiniz.

Milletvekili dediğin bu makamı yüksek maaş için, Ankara’da bağlantı ve temas kurmak için, işini gücünü büyütmek için tercih etmez. Bu nedenle kendini iyi bilen, egosu çok yüksek olmayan, gözü tok, amacı halka hizmet olan bir vekil benim kafamda canlanır.

Bunların yanında halkla iç içe ama Ankara’da da güçlü, siyasette de güçlü olmalı. Eskişehir’in faydasına ne iş olsa kendisini öne atmalı. Sayın vekiller gelsin tüm zamanını Eskişehir’de geçirsin gibi düşünceler bence hatalı. Tabii ki şehrinden asla kopuk olmayacak ama Ankara ile de etle tırnak gibi olacak. Başkentte güçlü olmadığınız zaman vatandaşa da bir faydanız dokunamıyor maalesef.

Bu nedenle benim vekilim hem Ankara’da hem Eskişehir’de güçlü olmalı.

Egosu yüksek olmamalı evet ama yeri geldiğinde de o milletin vekilliği makamının ağırlığını konuşturmalı. Örnek veriyorum, bu yazıya bir yerde denk gelirse üzülmesin ama Mustafa Sarıgül gibi bir milletvekili olsun istemem Eskişehir’de. Ya da “Yeliz” kod adıyla biline bir AK Parti milletvekili vardı. Onun gibi mesela…

Benim kafamdaki milletvekilinin bir önemli özelliği de şu olmalı…

Kendi partisinin dinamiklerini iyi bilmeli. Parti örgütü mü dersiniz parti teşkilatı mı her neyse ama bu yapıların desteğini almalı. Bu yapıların içinden çıkmasa da çok yabancı olmamalı. Siyasi bir çizgisi olmalı. Doğruları kolay eğilip bükülmemeli.

Son olarak da şunu söylemek isterim. Bence çok önemli…

Milletvekili kendi şehrinin insanını, seçmenini, partilisini tanıyacak. Ahmet amcayı ismiyle hatırlayacak. Gençlik kolundaki en son gruba dahil olan kişiyi bile simaen de dahil olsa bilmeli.

İnsanlar hatırlanmak istiyor. Seçilmişler veya ünlüler, halkın gözündeki büyük adamlar ne dersiniz deyin onlar tarafından vatandaş tanınmak istiyor.

Yoldan geçerken bir vekil, “Vay Mehmet abi nasılsın?” diye sorduğunda pek çok insan çok gururlanıyor. Duygulanıyor bile.

Ancak bu selamlar, hal hatır sormalar yalandan olmamalı. Tamamen oy kaygısı taşımamalı, içten ve samimi olmalı. Mehmet abinin bir derdi varsa o selamın deva olabileceğini bilmeli.

Bunun dışında vatandaş vekilinden ne istesin diye düşünüyorum.

Benim milletvekili tasvirim ana hatlarıyla bu şekilde.

Yukarıda bahsettiğim yorumlama kısmını size bırakıyorum.

Herkese keyifli bir gün diliyorum. Sevgiyle kalın…