Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) Başkanı Sadık Yurtman, Eskişehir’de planlanan jeotermal enerji santrali ve sondaj çalışmalarına ilişkin çevresel risklere dikkat çekti. Yurtman, özellikle Mahmudiye, Sarıcakaya ve Odunpazarı bölgelerindeki çalışmaların çevresel etkilerinin yakından takip edilmesi gerektiğini ifade ederek, doğa ve tarım alanlarının korunması çağrısı yaptı.
“Sıfır zarar senaryoları sahada karşılık bulmuyor”
Odunpazarı ilçesi Ağapınar ve Eşankara bölgelerinde ise jeotermal sondaj arama kuyuları açılması amacıyla Valiliğe başvurular yapıldığını ve ÇED kararı beklendiğini ifade eden Yurtman, “ Son yıllarda “yeşil ve temiz enerji” söylemiyle barışçıl bir yatırım gibi sunulan jeotermal kaynak arama ve işletme faaliyetleri, Türkiye’nin en verimli tarım havzalarında telafisi imkânsız doğa tahribatlarına yol açmaktadır. Başta Aydın Büyük Menderes Havzası olmak üzere, jeotermal enerji santrallerinin ve kontrolsüz sondaj kuyularının yarattığı çevresel yıkım, bugün çevre örgütlerinin ve yerel halkın en büyük direniş gerekçelerinden biri haline gelmiştir. Şirketlerin proje tanıtım dosyalarında “sıfır zarar” senaryolarının sahada karşılık bulmadığı bilimsel raporlarla kanıtlanmıştır. Jeotermal akışkanlar yerin yüzlerce metre altından çıkarılırken karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının yanı sıra son derece zehirli hidrojen sülfür, amonyak ve ağır metalleri de beraberinde yüzeye taşımaktadır. Bu gaz atmosferde kükürt dioksite dönüşerek asit yağmurlarına neden olmakta; incir, zeytin ve pamuk bahçelerini kurutmakta, rekolteyi dramatik şekilde düşürmektedir” dedi.
“Zehirli akışkanlar ekosistemi tehdit ediyor”
Yurtman şunları kaydetti: “Jeotermal akışkanların taşıdığı en tehlikeli elementlerin başında bor, arsenik, cıva ve lityum gelmektedir. Yüksek maliyetlerden kaçınan şirketlerin, bu zehirli sıvıları yer altına geri basması gerekirken, gizlice veya kazara derelere ve çaylara saldığı bilinmektedir. Büyük Menderes Nehri’ndeki bor miktarı normal değerlerin 150 katına kadar çıkmıştır. Bu zehirli sularla sulanan birinci sınıf tarım toprakları çoraklaşmakta ve kalıcı olarak üretim dışı kalmaktadır. Sondaj aşamasında kontrol edilemeyen kuyu püskürmeleri meydana gelebilmektedir. Bu püskürmeler sonucunda tonlarca sıcak ve ağır metalli akışkan doğrudan tarım arazilerine ve meralara yayılarak canlı yaşamını anında yok etmektedir. Sondaj alanlarından ve santrallerden yükselen devasa sıcak su buharı kütleleri yerel iklimi değiştirmektedir. Aşırı nem bitkilerde mantar hastalıklarını artırırken, endüstriyel kirlilik bölgedeki hayvanların yaşam alanlarını terk etmesine yol açmaktadır.
“Doğanın geri dönüşü yoktur”
Her yeni sondaj kuyusu bu çevresel felaket zincirine eklenen yeni bir halkadır “Yenilenebilir” adı altında tarım topraklarımızın, su kaynaklarımızın ve halk sağlığımızın ipotek altına alınmasına izin verilmemeli; tüm jeotermal projeler kümülatif, yani bütüncül etkileriyle ve bağımsız bilim insanlarının raporlarıyla yeniden değerlendirilmelidir. Doğanın geri dönüşü yoktur. Toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize sahip çıkalım.”





