Yan Yana Eskişehir tarafından “Birleşik muhalefet yolunda yan yana geliyoruz” çağrısıyla Yunus Emre Kültür Merkezi’nde bir forum düzenlendi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, BirGün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı ve YENİ Parti Grup Başkanvekili Doç. Dr. Gökhan Günaydın foruma konuşmacı olarak katıldı.
Yoğun katılım oldu
Forumu dinlemeye YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile farklı siyasi partililerin, meslek odalarının, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Konuşmak isteyen tüm katılımcılara söz hakkı tanındı
Forumda Erdoğdu, Günaydın ve Arı’ya 10’ar dakika konuşma hakkı tanındı. Dinleyici olarak katılan ve kürsüde konuşmak isteyen katılımcılara ise 5’er dakika konuşma süresi verildi. Forumda farklı görüşten ve farklı sivil toplum örgütlerinden isimler konuşma yaptı.

“Bul karayı, al parayı değil, bul sarayı, al parayı”
Forumda konuşan Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, “Türkiye'de başkanlık rejimi adı altında devletin kurumlarını tek kişinin siyasi iradesine ve çevresindeki çıkar gruplarının soygun düzenine bağlayan bir iktidar yapısı yerleşmiş bulunuyor. Fon krizindeki siyaset, bürokrasi ve şirket bağlantılarına ilişkin, üstelik de kamuoyundan büyük kısmı saklanan ilişkiler, bu soygun düzeninin son çarpıcı görüntüsünü oluşturdu. Şimdi, bizdeki fon krizi basitçe şirketlerin 'buyback' dedikleri kendi hisselerini satın almak yoluyla değerlerini şişirme operasyonundan ibaret değildir. Daha farklı bir olguyla karşı karşıyayız. Organize bir suç örgütlenmesidir. Temel mekanizma 'bul karayı, al parayı' değil, 'bul sarayı, al parayı' mekanizmasıdır. Arkasında mafyanın gücü, kara para aklama mekanizmaları, kaçakçılık paraları, her türlü finansal suç, devlet içi yapılar, ekonomiden yargıya sızmış suç ağları vardır. Böyle bir organize suç örgütünün milyarlarca dolarlık soygun yapması ancak otoriter bir rejimde mümkündür” dedi.
“Meclisin denetim gücü etkisizdir”
“Meclisin denetim gücü etkisizdir. Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır. Basın özgürlüğü sistematik bir biçimde bastırılmaktadır” diyen Erdoğdu, “Kamu kurumlarında liyakat değil sadakat egemendir. Kamu kaynakları iktidarın devamını sağlayan sermaye ve çıkar ilişkilerine bağlanmıştır. Temel siyasi ve ekonomik kararlar tek merkezden alınmaktadır. Laiklik tasfiye edilmektedir. Muhalefetin örgütlenme ve halka ulaşma kanalları yok edilmek istenmektedir. Anayasal güvenceler etkisizleşmiştir. Halk egemenliğinin yerini monarşik reflekslerle yönlendirilen bir ümmet anlayışı, laik kamusal düzenin yerini dinsel aidiyetlere dayanan müdahaleler, sosyal yurttaşlığın yerini yardıma bağımlılık almıştır” diye konuştu.
“Ekonomik eşitsizlikle siyasal otoriterleşme birbirini besler”
Ekonomik eşitsizlikle siyasal otoriterleşmenin birbirini beslediğini ifade eden Erdoğdu, “Bu rejim, devlet gücünün ve toplumsal zenginlik üzerindeki tasarruf yetkisinin aynı elde toplandığı bir tahakküm düzenidir. Bu soygun düzeninin sürdürülmesi, toplumun siyasi kararlar üzerindeki etkisinin sınırlandırılmasıyla kolaylaşır. Sendikal örgütlenme zayıflatıldığında emeğin bölüşüm üzerindeki gücü azalır. Basının denetim işlevi daraltıldığında kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı görünmez olur. Yargı bağımsızlığı aşındığında yurttaşın devlet ve şirketler karşısında hak arama güvencesi zayıflar. Böylece ekonomik eşitsizlikle siyasal otoriterleşme birbirini besler” şeklinde konuştu.
“Ülkemizde sağlık hak olmaktan çıkarıldı”
Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray şu ifadeleri kullandı;
“Sağlık her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, sadece fiziksel değil, ruhsal ve sosyal olarak da tam iyilik halini ifade eder. Bunlardan birisi eksik olursa sağlıklı olmaktan bahsetmek mümkün değildir. Geldiğimiz noktada ülkemizde sağlıklı bireyden bahsetmemiz maalesef olanaklı değil. Biliyoruz ki sağlık, bir ülkenin nasıl yönetildiğinin, kaynaklarının kimler için kullanıldığının ve insan yaşamına ne kadar değer verildiğinin en önemli göstergelerindendir. Ülkemizde ise sağlık hak olmaktan çıkarılmış, alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür. Halkın sağlığı, sağlık çalışanlarının emeği ve sağlığı gözü doymaz sermayenin kâr hırsına teslim edilmiştir. Sadece sağlık hizmeti alanında değil, insanın bulunduğu her nerede olursa orada sermayenin kâr hırsı uğruna halkın sağlığı yok sayılmakta, hatta böylece ortaya çıkan hastalıklardan da kâr elde edilmektedir. Gelinen noktada hepimizin vergilerinin sermayeye transfer edildiği bu sistemde maalesef yoksullukla, açlıkla mücadele eden milyonlarımız, yoksulluk nedeniyle hem daha çok hastalanıyoruz hem de hak ettiğimiz sağlık hizmetini alamıyoruz. Hepimizin yaşadığı günlük gerçekler, randevu bulamıyoruz, yatak bulamıyoruz, katkı katılım paylarına rağmen ilaç bulamıyoruz, aşı bulamıyoruz. Çocuklarımız 21. yüzyılda kızamık oluyor bu ülkede hâlâ ve bu sayı her yıl giderek artıyor maalesef.”

“Keyfi hukuk her türlü karara imza atıyor”
Gazeteci İsmail Arı, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Gelinen noktada uydurma suçlarla, davalarla insanlar tutuklandığı için, yargı muhafızlığı geldiği için Türkiye'de toplumun yüzde 70'i, yüzde 80'i artık diyor ki "Biz yargıya güvenmiyoruz" diyor. Ha bu arada bunu söylemekten dahi bir suç uydurabiliyorlar, bir suç yaratabiliyorlar. "Ben yargı muhafızlığı cezalandırıyor" dedim diye ben yargılandım. Yargıyı alenen aşağılama suçundan ilk duruşmada beraat ettim ama artık tamamen ülkede keyfi hukuk olduğu için bu tür kararlara imza atılıyor.
“Yan yana gelip mücadele etmeliyiz”
Ben bazı örnekleri not aldım yani çünkü hepsi benim böyle zihnime mıh gibi çakılan kararlar. Ben Cumhurbaşkanına hakaretten 14 yaşında çocuğun, 15 yaşında çocuğun tutuklandığını, İstanbul Maltepe Cezaevi'ne atıldığını, 3 ay cezaevinde tutulduğunu da haber yaptım. Ve suçu çok katı, yani inanılmaz bu konuda katılar. "Diktatör" dediği için, diktatör dediği için 3 ay, 4 ay, 3-5 ay neyse hepsi buna benzer şeyler ve bir çocuk dahi cezaevinde tutuldu. Bu buluşma bu bakımdan çok kıymetli. Bizim buna, bu yapılanlara teslim olmamamız lazım. Boyun eğmememiz lazım. Dediğim gibi bu iktidarın kuşatması dalga dalga devam edecek. Yarın sabah bir bakmışsınız Halk TV yok kapatılmış, bir bakmışsınız Yurt Gazetesi yok Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kapatılmış, bir bakmışsınız Tele1 yok... O yüzden biz bir olalım, bir arada olalım, teslim olmayalım, boyun eğmeyelim diyorum ve tıpkı burada tartıştığımız gibi yan yana gelip mücadele etmemiz lazım diyorum."

“Ülkenin toprağında, suyunda artık halkın söz hakkı yok”
Eskişehir Ekoloji Derneği Başkanı Fatma Filiz Özkoç, ise şu ifadeleri kullandı:
"Ülkenin toprağında, ormanında, suyunda artık halkın söz hakkı yok! Halktan alınan bu söz, sermayenin kullanımına açılan politikalara teslim edilmiş durumda. Yakın zamanda çıkarılan ‘Maden Yasası’, ÇED yönetmeliklerindeki değişiklikler, acele kamulaştırma kararları, çıkan orman yangınları, bir gecede halkı mülksüzleştirmiş ve yaşam alanlarına çöküldüğünü gösteriyor. Maalesef bugün hem memleketimiz hem de Eskişehir bunlarla karşı karşıya.
“Eskişehir’de madene ruhsatlı alan yüzde 70’i aşmış durumda”
Eskişehir’de madene ruhsatlı alan yüzde 70’i aşmış durumda. Bölgemiz Sarıcakaya, Mihalgazi, Kaymaz, Behçetiye, Alpu – Esence vahşi ve sömürge madenciliğinin projeleriyle işgal edilmek isteniyor. Bu projeler holdingler ve maden şirketleriyle yurt dışına pazarlanıyor. Beyaz Saray koridorlarında Beylikova’ya bağlı Kızılcaören köyümüz konuşuluyor. Halka sorulmadan, onun iradesi alınmadan, hatta Ankara’ya gönderdiğimiz temsilcilerin bile fikri sorulmadan, doğal kaynaklarımız, temel yaşam unsurlarımız peşkeş çekilmek isteniyor.
“Geleceğimiz artık bir kişinin iki dudağı arasında”
Bunlar bile gösteriyor ki geleceğimiz artık bir kişinin iki dudağı arasında. İnsanların tarım alanlarına, yaşam alanlarına, çökülürken bölge halkına bu projeler kamu yararı var, devletin ekonomisi düzelecek diye türlü vaatlerle onlar ikna etmek isteniyor. Halbuki bu projelerin hiçbirinde de kamu yararı yok. Bir gecede acele kamulaştırılan topraklarla ne bir okul ne bir hastane ne de bir yol yapılacak. Kamu yararı dedikleri şey altın – gümüş madenlerinin çıkarılması. Bir vatandaşın toprağına el konulması hangi kamu yararıyla açıklanabilir?
“Vaat değil güvence, seçim değil şimdi mücadele istiyoruz”
Buradan iktidara soruyoruz, bu ülkenin ormanlarını, meralarını, tarım topraklarını, su varlıklarını korumak sizin göreviniz değil mi? Koruyamadığınız gibi denetim de yapamıyorsunuz. Bugün İliç’te ve Soma’da yaşananları nasıl açıklayacaksınız? Eğer bu politikalar devam edecekse artık bundan sonra bizler bugün muhalefetten de söz değil yasa değişikliği, vaat değil güvence, seçim değil şimdi mücadele istiyoruz."





