Bir Eylül günü…


Hüzün yakışıyor bu aya…


Aşk yakışıyor.


Şiir…


‘Gözyaşı’ bile şık duruyor desem abes durmaz sanırım…


Mesela Fikret Kızılok’un şarkıları ayrı bir anlam buluyor.


Gözyaşının yakıştığı mevsimler de var elbet…


Cıvıltılı, rengârenk mevsimlerde ağlamak gitmiyor sanki…


Sonbahar denilince insanın aklına kuruyan yapraklar geliyor.


Sararmış…


Ağaçlar sanki içleniyor, yorgunluğunu atıyor üzerinden…


Yükünü bir çırpıda bırakıp gidiyor.


İnsanlar da öyle olsa keşke…


Yenilendiği mevsimler olsa…


önceden hazırlıklı ‘derdini’ beklese…


Bavuluna koyar, hazır ola geçerdi yaşayacaklarına…


Dert dediğin ince bir sızı aslında…


Ağırlığı kişiden kişiye farklı…


Bazen bir çocuk görürsün yolda gider, üstü başı darmadağın…


Derdi çoktur, bilmez.


Ya da ‘dertliyim’ demek diline gelmez.


Bazen de bir yetişkin görürsün…


Kalbine oturmuştur gönül ağrısı…


Anlatsa sözcüklere dökülmez, sözcükler cümleye dönüşmez.


Yutar derdini…


Hapseder kalbine.


Diyorum ya ağaçlar gibi olsa keşke insanlar da…


Bazı mevsimler arınsa yükünden…


Silkelense…


Gönül temizliği yapsa şöyle en güzelinden…


Eylül ayı derin bir ‘ah’ çektirir.


Pişmanlıkları, keşkeleri, iyikileri hatırlatır.


Gecenin orta yerinde uykunu böler.


Gökyüzünü izlettirir.


Karanlığı gösterir.


Boğazına bir yumru saplatır.


Ansızın aklına düşen bir anıyla gülümsetir de…


İşte o esnada gökyüzünün aydınlandığına şahit de olursun.


Eylül ayı…


Sonbahar…


Bir gariptir…


Senin bile bilmediğin derdini önüne koyar.


Gülerken ‘dert’ çektirir.


Gönül ağrırken ‘yüzünü’ güldürür.