Mersin’de okuduğum üniversite hayatımı bitirmiştim.


5 yılın sonunda bavulu- valizi toplayıp gelmiştim yine memlekete…


‘Gazetecilik’ bölümünü bitirmeme rağmen ‘Gazetecilik’ yapar mıyım diye hiç düşünmedim.


Yaklaşık 2 ay falan depresif bir dönem geçirdim.


Kafamda deli sorular ardı ardına geziyordu.


İşsizler kervanına mı katılacaktım şimdi?


çalışsam ne iş yapardım?


Gazeteci hemen olunur muydu?


İş için kime gidilir, kime başvurulurdu?


Cevapsız sorularımı kendime sordum sürekli…


Derken bir gün tramvayda giderken Nevin’le (Gazeteci) karşılaştık. 


Sakarya Gazetesi’nde kısa süreli bir stajyerlik dönemim olmuştu, oradan biliyordu beni…


O da o zamanlar Şehir Gazetesinde muhabir…


‘Ne yapıyorsun? Nasıl gidiyor?’ dedi.


‘Okul bitti, iş arıyorum’ yanıtını verdim.


‘Doğan Haber Ajansı’na bağlı Eskişehir Hürriyet Gazetesi stajyer arıyor. İstersen git bir başvur’ dedi ardından…


‘Tamam, olur bir gideyim’ dedim umursamaz…


Ama yine de…


Ertesi günü DHA’nın şefi Eyüp Kelebek’in yanına uğradım.


Tanıyanların kafasında şekillenmiştir tavrı…


Kibar ve mütevazıydi her zaman ki gibi…


Yüzünde içten gülümseme ile anlattı baştan sona her şeyi…


Sonra o sordu, ben anlattım.


 ‘Yarın gel, başla’ dedi.


Benim içimde bir heyecan tabi…


İtiraf ediyorum!


Gazeteciliğe ilk adımı attığım için değil, böyle kibar, bilgili, mütevazı bir kişinin yanında işe başladığım için gururluyum.


Gururun yanında içim rahat!


Gazetecilik gergin meslektir!


Dışarıdan göründüğü gibi değildir.


Kavgası, gürültüsü çok olur.


Baktım ki o çok sakin, olgun…


‘Kırmadan, incitmeden öğretir’ bize mesleği diye düşündüm.


öyle de oldu…


O zamanlar Eskişehir Hürriyet Gazetesinin editörü de Şenay Yıldırım…


Şenay Abla ile yaklaşık 2 ay çalıştım.


Onlar anlattı ben dinledim, onlar gösterdi elimden geleni yaptım.


Derken İstikbal Gazetesi’nde kadro açığı var, muhabir alınacakmış diye bir söylenti yayıldı piyasaya…


Hiç unutmam!


Eyüp Abi telefonu eline aldığı gibi Murat Taşkın’ı aradı.


Sonrasında bana döndü.


‘Buranın durumunun ne olacağı belli değil, sen orada çalış, İstikbal çok rahat gazetedir, Murat da çok iyidir’ dedi.


Ve İstikbal Gazetesi ile yolculuğum o gün, onun sayesinde başladı.


Beni ‘medya’ piyasasına kazandıran kişi Eyüp Kelebektir yani…


Bir teşekkür yazısı yazmayı borç bildim nedense…  


Eyüp Kelebek genelde çalışkanlığı ile bilinir.


 ‘Hiç izin yapmaz bu adam!’ diye konuşulurdu.


Ama beni en çok etkileyen yanı mütevazılığiydi.


Kendi kendime ‘Bu adam hiç sinirlenmez mi?’ diye sorardım.


Bir kere olsun görmez misin ya?


Görmedim.


Gören, duyan olduysa bana yazsın.


Cidden merak da ediyorum.


‘Yunus Emre gibi adamsın abi!’ derim onu her gördüğüm de…


Abarttığımı düşünür.


Gülüşünden anlarım.


Ama benim için öyledir.


Sayfalar dolusu anlatırım size onu da…


özetle bağlayayım konumu…


Bu şehrin asıl tozunu yutmuş, zorluğunu çekmiş ‘gerçek’ gazetecisidir o.  


Egosuzdur...


Kendini anlatmaz o hiçbir yerde, ben şu işleri yaptım demez.


Ama biz biliriz.


Herkes bilir!


Teşekkür ederim usta!


İyi ki yolumuz kesişti seninle…