Bu ara köşe yazılarımı yazarken okuyuculardan da ilham alıyorum.
Gökyüzünü sordum şimdi de...
Ne anlatıyor size dedim?
İnsan göğe bakınca sonsuzlukta kaybolmuyor mu?
Kendi adıma…
Kaybolduğum çok zamanlar oldu.
Kaybolurken kendimi bulduğum zamanlar da.
Siz kayboldunuz mu diye sordum.
“Kitaplardaki, şiirlerdeki hayaller, aşklar aklıma geliyor ama tabi hep huzurla dolu, nefes alınan hayatlar” diye tanımlıyor biri…
Belki bu sebeple insan çıkmaza girdiğinde gökyüzünde nefes buluyor.
Aşık olduğunda gökyüzüne gülümsüyor.
Ya da hayallerini maviye bakarak kuruyor.
“Allah affedendir. Sen pişmansan o bağışlar” diye tanımlıyor bir diğeri…
Çok pişmanlıklarımız oldu.
Başkalarını yargılarken umursamazca, aynı hatada yargılandıklarımız da…
Cezamızı da kendimiz verdik üstelik…
Adına “pişmanlık” dedik.
Pişmanlık ağır bir yük…
İnsanın hatalarını kendine ödettiğini sağduyulu bir yük…
Gökyüzüne anlattık, hafifledik belki de…
 “Kaybettiğim sevdiklerim aklıma geliyor. Birde mavi. İçim açılıyor.” diye anlatıyor bir başkası…
İnsan kaybettikleriyle hüzünlenirken mavi de teselli bulur mu ki?
Bulursa neden bulur ki?
Hayat zıtlarla,  hüzünle, kederle, sevinçle var belki de…
Yıldızların çokluğu gibi insanlar. Hep bir mesafe var. Yoklar desem yalan olur, varlar desem sadece görünüyorlar”  diyor bir başkası…
Gökyüzü buna da mesaj belki de…
Mesafe uzaklaştırıyor.
Uzaklaştıkça  parıldıyor.
Belki ondan değerli oluyor.
Yoklar var, varlar yok oluyor.
“Huzur, mutluluk, kanatlanıp uçmak isteği” diyor birisi…
Belki de kuşlar bu yüzden özgür…
Ya da bu yüzden gökyüzünü sahiplendi.
Kanatlarına mekan yaptı.
“Bazen umut olabilir ama çoğu zaman gökyüzü arasında sıkışmış bulabilirsin kendini.” diyor bir diğeri…
Herkes çok şey diyor.
Benzer şeyler diyor.
Yakın görüyor.
Umut…
Huzur…
Özgürlük…
Nefes…
Hasret.
İyileştiriyor gökyüzü.
Şifalandırıyor.
 “İlk önce yıldızları gördüm” diyene de  gökyüzünde huzur, aşk, nefes arayana da gelsin Turgut Uyar’ın bu şiiri:
“İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla, bu evleri de bunları da
Göğe bakalım…”