İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın çeşitleri temaslarda bulunmak için Eskişehir’e geldi. Dalgın’ın ilk ziyareti İYİ Parti İl Başkanlığı binası oldu. Parti binasında yaptığı açıklamalarla Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara dikkat çeken Dalgın, Eskişehir’in de Türkiye açısından önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
''Türkiye bir yağma ekonomisi mi olacak''
Eskişehir’in Türkiye’nin nadide değerlerinden biri olduğunu dile getiren Dalgın, Anadolu’dan yıldız şehirler çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Dalgın, “Eskişehir’in Türkiye için niye önemli olduğu aşikardır. Hem nüfusuyla hem ekonomisiyle hem üniversitesiyle hakikaten Türkiye’nin nadide değerlerinden bir tanesidir. Partimiz açısından da hem buradaki arkadaşlarımızın gayretleri ve başarıları hem de aslında bizim Türkiye’yi götürmek istediğimiz yer açısından anlamlı bir yerdir. Çünkü biz Türkiye’yi hakikaten bir topyekûn kalkınma perspektifi ile ele alıyoruz ve bu çerçevede bütün her şeyini İstanbul’a yığan ya da Marmara Denizi etrafına yığan bir ülke olmaktan, Anadolu’dan yıldız şehirler çıkaran bir topyekûn kalkınma hikayesine Türkiye’yi dönüştürmek istiyoruz. Eskişehir de bunun nadide örneklerinden bir tanesi olduğu için burada olmak fevkalade önemlidir. Şimdi ekonomi meselesi tabii hepimizin gündemindedir. İki tane şey vatandaşlarımızın hayatını doğrudan etkiliyor. Hani böyle büyük ekonomi lafları var tabii. Hele bu son fon rezaletinden sonra milyonlar, milyarlar, dolarlar havada uçuşuyor. Artık bunların ne demek olduğunu bile hepimiz unuttuk. Milyon dolar, milyar lira, milyar dolar falan derken kafalar iyice karıştı. Sadece çok para olduğunu biliyoruz. Bunun özünde aslında karşılaştığımız şudur. Türkiye bir üretim, yatırım, teknoloji ve ticaret ekonomisi mi olacak? Türkiye bir yağma ekonomisi mi olacak? Karar çok nettir. Bizim açımızdan Türkiye üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapan, üretim odaklı, bizim bolluk bereket ekonomisi dediğimiz şekilde daha fazla üreterek ilerleyen, daha fazla üreterek enflasyonu düşüren, daha fazla üreterek istihdamı arttıran bir ekonomidir. Bu bizim vizyonumuzdur. Mevcut hükümetin Türkiye’yi maalesef getirdiği yer bir yağma ekonomisidir” diye konuştu.
''Hayatımızdaki pahalılık yağmadan''
Türkiye’nin Lübnanlaşma riski ile karşı karşıya olduğunu aktaran Dalgın, eşit vatandaşlık olgusunun savunulması gerektiğini kaydetti.
Dalgın, “Tüyo alan fonlarla yağmalıyor. Tanıdığı olan kamu işlerine insan sokarak yağmalıyor. Öbürü beceren ihalelerle hallediyor. Öteki imar izinleriyle hallediyor. Bu yağma tabii zaten kötü. Hepimizin hayatına gelen pahalılık aslında bu yağmadandır. Kimileri o meşhur 2 anahtarı, yani bir ev ve bir arabayı, orta direğin hedefi olan, bizim tekrar orta direğin hedefi yapacağımız 2 anahtara ulaşmak için çalışırken kimilerinin milyarlar, milyonlar, dolarları böyle çok rahat bir şekilde konuşması bu yağmadandır. Türkiye’nin bu yağma ekonomisinden çıkması lazımdır. Bu, Türkiye’deki 3 büyük meseleden bir tanesidir. Meselelerimizden birincisi, risklerden birincisi Türkiye’nin Lübnanlaştırılması riskidir. Yani vatandaşlarımızın cumhuriyetin eşit vatandaşları, milletimizin üyeleri olarak ele almak yerine etnik kökenine, mezhepsel kökenine, başka şeylerine göre alt parçalara bölünmesidir. Bizim zaten ağustos ayındaki çerçeve yasada yaptığımız direniş bunun çalışmasıydı. Bakınız Yugoslavya’ya, bakınız Lübnan’a. Bu riskin karşısında durup cumhuriyetin eşit vatandaşlığını hepimiz için savunmak birinci bir yükümlülüğümüzdür. Vatandaş olarak hepimiz yaşıyoruz. Türkiye’nin bir baskı rejimine, bir istibdada doğru gitmesi riskidir. Bunun da karşısında durmak durumundayız. Türkiye’nin tek kişinin yetkileri elinde bulundurduğu istediği televizyon kapattığı siyasetçiyi hapse attırdığı bir sistem olmaktan çıkıp, demokratik bir rejimde hayatını sürdürmelidir.

''Ziraat Bankası asli fonksiyonuna dönmeli''
Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026-2027 üretim yılı şeker pancarı alım fiyatını kota tamamlama primiyle birlikte ton başına 3 bin 720 lira olarak açıkladı. Açıklanan fiyata Eskişehir’de üreticiler art arda tepkiler gösterdi. Eskişehir’de yaşanan şeker pancarı krizi ile ilgili de Dalgın değerlendirmelerde bulundu.
Dalgın “Eskişehir Şeker Fabrikası 1933 yılında, ta Atatürk devriminden kalma bir yadigâr, değil mi? 1933 dediğimiz şey neredeyse 90 sene, neredeyse bir asra yaklaşan bir sanayi tesisinden bahsediyoruz. Şimdi bir asır önce böyle bir şey yapılmış. Bir asır sonra biz hâlâ pancar fiyatını doğru dürüst açıkladık mı, açıklamadık mı konuşuyoruz? Bu birinci garabettir. İkincisi, fiyat dediğimiz şeyin bir tarifi olur. Türkiye’de taban fiyat falan diye bir şey yok. Bütün o bakanların açıkladığı taban fiyatlar falan hikaye. Neden? Fiyat dediğiniz "Ben bu kalemi 10 liraya alacağım diyorsam, ne kadar kalem varsa onları 10 liradan alacağım" demektir. Taban fiyatları bütün ürünü kapsayacak şekilde açıklatmamız lazım. Üretici tarlaya girerken onun finansmanını net bir şekilde ortaya koymamız lazım. Yani mazot, gübre ve tohumdaki finansmanı sağlamamız lazım. Bunu ilk defa ben söylemiyorum. Bunu benden 160 sene önce Mithat Paşa söyledi zaten. Ziraat Bankasının kurulma amacı budur. Biz şu anda Ziraat Bankası’na acayip acayip işler yaptırdığımız için, medya satın alması finanse ettirildiğimiz için, Ziraat Bankası asli fonksiyonunu yapamıyor. Demek ki ikincisi, Ziraat Bankasının asli fonksiyonuna döndürmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
''Tüketici daha düşük fiyat ödesin''
Üreticinin masraflarının finanse edilmesi gerektiğini aktaran Dalgın, kendilerinin iktidara gelmeleri halinde fiyatları üreticinin tarlaya girmeden öğreneceğini kaydetti.
Dalgın, “ Havza planlamayla ne kadar ürün çıktığını siz artık görebiliyorsunuz. Yani biz 50 sene önce de falan yaşamıyoruz. Siz dronlarla, uydularla bunu öngörebilirsiniz, yok yılını var yılını dengeleyebilirsiniz. Üçüncüsü de özetle pancarda da, bütün diğer ürünlerde de biz fiyatı erken açıklayacağız. Tüketici üretici tarlaya girerken bileceğiz. Aradaki masraflarını finanse edeceğiz. Mazot gibi, gübre gibi, tohum gibi masraflarını finanse edeceğiz. Üçüncüsü bütün ürünü alacağız ya da bütün ürünü alma taahhüdünü vereceğiz. Ondan sonra zaten ona göre üretim yapılabilecek ve neticede tüketici de daha ucuza yiyecek. Ha kimse de fiyatlar arttı, işte efendim nihai fiyatlar artar, enflasyona yol açar demesin. Bizim çarşı pazarda, süpermarkette ödediğimiz sebze meyve fiyatının altıda biri çiftçiye gidiyor. 6 liranın 5 lirası aradaki paralar. O bakımdan siz fiyat düşürecekseniz aradaki o bütün zincire bakacaksınız ki nihai tüketici, daha düşük fiyat ödesin, çiftçi de doğru dürüst kazansın” şeklinde konuştu.




