“Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar” dedi Uğur Mumcu…
O zamanın güç dengeleriyle şimdininki farklı elbet…
“Uğur Mumcu” cesareti ve gazeteciliği de yapılamıyor günümüzde…
Konuşamasa da haklının yanında olmak için mücadele veriyor sayısı her geçen gün azalan birkaç gazeteci…
Zorlu koşullar altında…
En azından güçlüden yana durmadıkları için “cesur” statüsüne giriyor.
Cesaret ölçütünün bile değiştiği günümüzde Uğur Mumcuların sayısı da azalıyor.
Çünkü “onun söyleyebildiklerinin” yüzde birini dahi dilimizin ucuna getiremeyeceğimizin bilinciyle, sadece gücün içerisinde savrulmamak adına mücadele ediyoruz.
O mücadele de “cesaret” olarak adlandırılıyor.
Cesaret kıstasları değişti.
Uğur Mumcu’nun söylediklerini söyleyemiyor ancak Uğur Mumcu’nun söyleyebildiklerinin arkasında durabiliyorsak cesuruz!
Uğur Mumcu’yu ve çizgisini örnek alabiliyorsak cesuruz!
Haklının yanında durabiliyor, güce tepki verebiliyorsak cesuruz!
“Uğurlar olsun, Uğurlar olsun, hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun” türküsünü sesli bir şekilde dillendirebiliyorsak cesuruz.
“İnsanca, dostça bir merhabanın bile özlemini çekiyorduk” diyen Uğur Mumcu gibi insanca bir merhaba diyebiliyorsak cesuruz.
Şiirlerini okurken, “cesuruz” sözleriyle yüreğimizi avutuyoruz.
“Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma.
“Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...”
“Bizleri yok etmek istediler hep. Öldüremediler ey halkım, unutma bizi!”
