22 Nisan 2018 Pazar, 03:50

 8-Gürcan BANGER (AYNANIN ÖTESİ) gbanger@bizobiz.net

Cahil Cesaretin Yükselişi

363

İletişim ortam ve araçlarının yaygınlaşması ile daha fazla dikkatimizi çeken konulardan birisi Türkçeye ilişkin kalitesizlik oluyor. Doğru düzgün Türkçe yazmayı, yazım kurallarını, cümle yapısını ve sözcük hazinesini bilmeden yazarlığa, şairliğe, edipliğe / edibeliğe soyunanlara artık her ortamda rastlamak mümkün… Buradaki sorun, sadece Türkçeyle ilgili eksiklik ve zafiyetten kaynaklanmıyor. Bunların temelin eğitimde kalitesizlik, artan cehalet ve en önemlisi de cahil cesaretin politik tercihlerle yükseltilişi var.


 


Toplumun Yüzü Olarak TV


Televizyon kanallarında değişik türden yarışmalar var. Bunlardan bazıları, bilgi sorularını cevaplamaya yönelik… İlgi gören programlardan en az birisini pek çoğumuz, en az birkaç kez izlemişizdir. Gören göz, duyan kulak için televizyon programları toplumun aynası oldu. Yukarıda sözünü ettiğim program için de aynı savı tekrar edebilirim. Yarışmanın para ödüllü olması, insanları bu tür yarışmalara katılmaya teşvik ediyor. Ama bu teşvik, bir bilgi gösterisi olmaktan daha çok, kişisel ekonomik durumu iyileştirme ortamı olarak algılanıyor. Bu nedenle insanlar bilgi düzeylerine bakmaksızın bu tür ortamların taliplisi oluyorlar. Hatta yarışma sırasında ihtiyaç duyulan para miktarı konusunda yarışmacı ile sunucu arasında adı konmamış pazarlık yapıldığına bile tanık oluyoruz. Diğer yandan bu tür para ödüllü yarışmalar, ülkede ekonomik zorlukların hangi noktalara ulaştığının göstergelerinden birisi.


 


Para ödüllü bilgi yarışmalarının sergilediği gerçekler, sadece ekonomik durum ile ilgili değil; aynı zamanda ülkemizde eğitim ve öğretimin içler acısı halini de ortaya koyuyor. Sıradan bir coğrafya sorusunu bilemeyen coğrafya öğretmenini, tarihten bihaber tarih bölümü öğrencisini, güncel sinemayı bile izlemediği anlaşılan mezun olma aşamasındaki iletişimci adayı genç insanı, genel kültürle cevaplanacak sağlık sorusunu bilemeyen bir doktoru anlamak ve ne yazık ki anlayışla karşılamak mümkün değil.


 


Eğitim-Öğretim Meselemiz


Eskiden teknik alanda eğitim görmüşlerin sosyal konuları bilmemesine veya sosyal alanda diploma sahibi bir kişinin teknik konulara uzak olmasına hafif yollu alayla bakılırdı. Şimdi ise kişiler, kendi meslek ve diploma alanlarından bile bir hayli uzak. Burada bilimin ve teknolojinin son derece gelişmiş olması durumuna sığınamayız. Dünya üzerinde bilimsel bilgi miktarı hızla artarken, bireylerin bilgilerini artırmak için gerekli mekanizmalar da aynı hızda gelişiyor. Demek ki; biz, ya bilgiyi talep etmiyoruz ya da bilgiyi edinmek için gerekli araçları başka amaçlarla kullanıyoruz. Muhtemelen bu iki seçeneğin ikisi de doğrunun parçalarını oluşturuyor.


 


Meslek okullarımızın halinin iç açıcı olduğunu söylemek zor. Üniversitelerimizin pek çoğunun giderek bilgi ve bilim üretim merkezleri olmaktan uzaklaştıkları, fakat ‘yüksek lise’ olarak niteleyebileceğimiz öğretim kuruluşu haline dönüştükleri gerçeğini kabul etmek zorundayız. Akademisyen başına düşen bilimsel yayın oranlarına baktığımızda bunu kolayca gözlüyoruz. Yine öğretim üyelerinin ekonomi, sanayi, ticaret ve kültürel yaşam alanlarındaki süreçlere katılımlarına baktığımızda bir kez daha hayal kırıklığına uğruyoruz. Öğrenciler ise büyük hızla diplomayı alıp eğitim ve öğretim alanından uzaklaşmak istiyorlar. Okul yaşamı, insanları eğitimin sürekliliğine ikna edemiyor. İşin bir diğer gerçeği de eğitimin yaşam boyu olmaya yönelmesi gerekirken okul dışı eğitim mekanizmaları da olması gereken kaliteye, içeriğe ve dönüştürme becerisine sahip değil.


 


Eller Ay’a


Diğer yandan; gerek bilişim gerekse iletişim alanında sağlanan ilerlemeleri ne amaçlarla kullandığımızı hepimiz biliyoruz. Ülkemiz, bir İnternete bağlantılı araçlar üzerinden sohbet programlarının en yaygın kullanıldığı ülkeler listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Geçmişte ‘geceleri mart kedileri gibi damlarda’ telsiz kullanımındaki seviyesiz furyayı da hatırlayanlarımız olacaktır. Televizyon yayınlarındaki çoğu zaman etik dışı, genelde popüler tüketim kültürüne yönelik programları hatırlatmama gerek bile yok. Böyle bir ortamda kim, neden bilimsel bilgiyi tercih etsin ve ona yönelsin ki… Geldiğimiz noktada çok daha basit, ama çıkar hedefine yönelik cahil cesaretine sahip eylemlerle istenen elde edilebiliyor.


 


Kentlerimizdeki mekânsal kullanım ve yeni tüketim profili de insanları sıradanlaştırıyor. Bireysel kültürün, insanları farklılaştırması ortadan kalkarken; popüler kültür ile yetinen, seri üretim robotlar gibi birbirine benzeyen, yeni bir kuşak yetişiyor. Neredeyse tümünde aynı cehalet ve aynı fütursuz cesaret var. Buna “cehaletin cesareti” demek yanlış olmaz. Nereye baksanız, örneklerini görüyorsunuz. Dünya çok büyük adımlarla –savaşıyla veya barışıyla, erdemiyle veya ahlaksızlığıyla– yeni bir geleceği kurguluyor. Biz ise geleceği kaybediyoruz; ama sanki umurumuzda bile değil.

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar