12 Ocak 2019 Cumartesi 558 Okunma

Yalan Üzerine Kurulu Düzen



Yalan, sosyal yaşamın, sözlü ve yazılı kültürün en önemli konularından birisidir. Yaşamın kültürel unsurlarının neredeyse tamamına yakını, yalan söylemenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu anlatır. Semavi veya dünyevi tüm dinler yalanı bütünüyle yasaklamıştır. Hatta inanç literatüründe Cehennem’e giden yolu ‘sağlama alan’ kötülükler arasında yalancılık önemle belirtilir. Etik değerler sistemi içinde yalanın, maddi veya manevi dünyada mutlaka karşılığı olan cezayı bulacağı ifade edilir. Özetle; yalancılığın bedeli ağır cezadır.

Ama yakından baktığımızda; yalanın yukarıda çizdiğim ceza yüküne rağmen yaşamın olağan bir parçası gibi algılandığını görürüz. Yalanı mazur göstermek için ‘küçük beyaz yalanlar’ veya ‘zararsız yalanlar’ gibi kolaylaştırmalar bile üretilmiştir. Kimi zaman ‘küçük yalanlar’ söylemenin insanlar arası ilişkilere olumlu katkılar yapacağı bile savunulur.

Yalan Hastalığı
Yalan söylemenin ve söylediği yalana inanmanın bir hastalık haline gelmiş halinin ismi mitomanidir. “Mitomani, çoğunlukla hastanın dikkat çekip odak noktası haline gelmek adına yapmaya başladığı yalan söyleme alışkanlığının giderek hiçbir nedene gerek duyulmadan devam etmesi ve dozunun artmasıdır. Mitomaninin en çok eşlik ettiği hastalık, (beğenilme, ilgi odağı olma anlamına gelen) histrionik kişilik bozukluğudur. Bu tür hastaların tek amacı vardır odak noktası olmak... Mitoman, dikkatleri üzerine çekmek için yoğun bir istek ve arzu duyan kişi bunu başarabilmek adına olayları inanılmayacak derecede büyütmeye, abartmaya, dramatize etmeye başlar. Bunu sağlamak için de mecburen yalan söyler.” Mitomani, sosyal olarak ele aldığımızda adeta güncel siyasetin ‘ruhuna’ en uygun hastalıktır.

Diğer yandan yalan söylemek, ele bir silah almak gibidir. Silahı denetlediğini sanan insan, bir süre sonra silahın egemenliğine girdiğini fark etmez. Yalan da böyledir. Önce masum bir görünümle başlayan yalanlar, daha sonra kişinin tüm benliğini ve yaşamını sarar; yalancılık, otomatik bir davranış modeline dönüşür. Bu durum, geriye dönüşü olmayan bir yolun başlangıcıdır.

Yetişkin yaşamına baktığımızda; yalancılığın ne denli yaygın olduğunu görmek bizim için ilginç bir tespit olur. Öyle ki; ticari yaşamda yalan üzerine kurulu bir iş modelinin, akıllılık ve yetkinlik olarak kabul edildiği sıklıkla görülür. Yine pek çok kuruluşta üst-ast ilişkilerinin yalan üzerine kurulduğunu izleyebiliriz. Yalan, özellikle enformel iletişim biçiminin yaygın olduğu kurum ve kuruluşlarda yapıya genetik olarak kodlanmış bir nitelik gösterir. Kurumsal olmaktan hayli uzak olan bizim kuruluşlarımız ise enformellik ve yalanın bir iş modeli olarak kullanılmasında Rekorlar Kitabı’na girecek yetkinliğe sahiptir.

Siyaset Yalanları
Yalanın yer aldığı kurumların en yaygınını sona bıraktım. Yalan söylemenin arka planında pek çok durumda çıkar ve rant beklentisi vardır. Çıkar aramanın ve rant kollamanın en yaygın olduğu alanların başında ise geleneksel siyaset gelir. Yalancılık, geleneksel çirkin siyasetin en önemli araçlarından birisidir.
 
Çirkin siyasetçi, önce halka yalan söyler. Yapamayacaklarının sözünü verir. Bir sonraki seçim döneminde geçmişteki başarısızlıkları, eksiklikleri veya yerine getirmediği taahhütleri yokmuş gibi yeniden oy istemeye vatandaşa gider. İşin kötüsü; halkın belleği de zayıf olursa; bu durum, çirkin politikacı için ‘balla kaymak’ olur.

Bu yıl yerel seçimler yapılacak. Seçimin rüzgârı şimdiden medyayı sarmaya başladı. Dolayısıyla temelsiz vaatler ile düzmece haberler, görsel medya ekranları ile gazete manşetlerinde cirit atmaya devam ediyor. Bu nedenle yalanı yaşamımızdan kovmaya, siyasetten başlamanın en iyi başlangıç olabileceği kanaatindeyim. Yaklaşan seçimin; halka, yalanla birlikte ahlaki olmayanı da yönetim sathından kovması için güç-kuvvet vermesini dilerim.