10 Aralık 2019 Salı 259 Okunma

Küçük İşletmelerin Büyük Sorunları

 


 


Başarı öykülerini okuduğum işletmeler arasında pek çoğu kısaca KOBİ olarak anılan küçük ve orta büyüklükte işletme kapsamına giriyor. Türkiye’deki işletmelerin büyük çoğunluğunun 250 ve altında işçi çalıştıran ve KOBİ kapsamına giren aile işletmelerinden oluştuğunu biliyoruz.


 


KOBİ’lerle ilgili pek çok önemli özellikten söz ediliyor. Esneklikleri, çeviklikleri, inovasyona ve teknolojiye yatkınlıklarından övgüyle söz ediliyor. Gerçekten ülkede istihdamın çok ciddi bir bölümünü oluşturuyorlar. Ulusal gelirin meydana gelmesinde ve ihracatta önemli katkıları var. Ama işin diğer yüzüne bakıldığında; pek çok sorunu da görmek mümkün…


 


KOBİ’lerle ilgili yapılan her çalışmada finansman sorunu aşılmaz bir dağ gibi karşımıza çıkıyor. Zaman zaman teşvik paketleri oluşturulsa da finansal olarak KOBİ’lerin gerekli desteği ve katkıyı gördüklerini söylemek mümkün değil. Finans alanında çalışan kuruluşların –özelde bankaların– sıkboğaz ettikleri müşteriler arasında KOBİ’ler başı çekiyor. Siyasal iktidarlar da KOBİ’lerin finansal sorunlarını çözmekte pek girişimci ve cesur davranmıyorlar.


 


KOBİ’ler konusunda dikkat çeken bir diğer noktanın KOBİ ölçeği olduğu anlaşılıyor. KOBİ’lerin birleşmeler veya işbirlikleri yoluyla daha büyük ölçeğe taşınmaları gerekiyor. Ne yazık ki; bu noktada da karşılıklı güven konusuna takılıyoruz.


 


Ayrıca birlikte iş yapma anlayışının gelişmemiş olmasının sıkıntıları da çekiliyor. Gelişmiş ülkelerde çözüm olarak sunulan kümelenme ve ortaklaşa rekabet gibi öneriler ve uygulama denemeleri sıklıkla gündeme getirilmekle birlikte henüz ülkemizde başarılı örneklerin sayısı yüksek değil.


 


Yanlış bir iki-yönlü saplantı içindeyiz. KOBİ patron ve yöneticileri kendi işlerini iyi bildikleri düşüncesiyle işletme körlüğü içinde olmayı sürdürüyorlar. Diğer yandan inovasyonu ve ar-ge’yi –hatta ür-ge’yi– KOBİ’lere taşıması gereken kesimler henüz KOBİ’lerle aynı dili konuşmayı öğrenemediler.


 


KOBİ’ler ar-ge ve yenilikçilik için kaynak sıkıntısı çekerken, KOBİ’lere bilimsel ve teknolojik bilgi taşıyacak olanlar da düz eğitimlerle –ya da KOBİ’lere kayıtsız kalarak– günü idare ediyorlar. Sanayi ile üniversiteleri, araştırma kuruluşlarını ve kurumsal danışmanları iç içe geçirecek, mevcut olandan daha farklı mekanizmalara ihtiyaç var.


 


İşletmelerin kalıcı olmaları ve büyüyebilmeleri için katma değer elde etmeleri gerekiyor. Bugünün sert rekabet ortamında bunun iki yolu var. Birincisi markalaşmak, ikincisi yenilikçi çözümler üretmek. Markalaşmak KOBİ’ler için pek ucuz çözümler değil. İnovasyon ise KOBİ’leri farklılaştırmak için daha iyi bir seçenek olarak duruyor. Ama bu kültürün KOBİ’lerde oluşması gerekiyor. KOBİ yönetici ve patronları ise krizlerle boğuşmaktan ve günlük nakit ihtiyaçlarını çözmeye çalışmaktan inovasyona zaman, parasal kaynak ve akıl gücü ayıramıyorlar.


 


KOBİ’lerin önlerindeki ağır sorunları kendi başlarına çözmelerini beklemek haksızlık olur. Oluyor da. KOBİ’lerin sadece finans alanında değil, kurumsallaşma, yönetim becerilerini geliştirme, yeni ürün ve pazarlar bulma, tasarım yapma ve benzeri konularda da desteğe ve kaynağa ihtiyaçları var. Ülkenin kalkınması konusunda kaygı duyan herkesin aklının bir köşesinde KOBİ’lerin sorunları ve çözüm ihtiyacı olmak zorunda…