14 Şubat 2020 Cuma 347 Okunma

Sevgililer Günü Niyetine



 


Genel anlamda dünyanın hızlı değiştiği bir dönemi yaşıyoruz. Bundan sonrası da bu yüksek hıza uygun olmaya devam edecek. Yaşamın sadece maddi unsurları değil, zihinsel ve duygusal algılarımız da alt üst olmaya başlayacak. Hiç kuşkusuz, sevgi, aşk ve ilişki olguları da bu değişimden ‘nasibini alacak’.


 


Muhtemelen sizin de dikkatinizi çektiği üzere bu sıralar sıklıkla beğeni ile aşk karıştırılır oldu. Çoğu zaman hayranlık, aşk sanılıyor. Beğeni veya hayranlık üzerine kurulmuş duygusal ilişkilerin sonu beni asla şaşırtmıyor. Her zaman beklenen olumsuz son ile bitiyor.


 


Bence aşk (gerçekten aşksa eğer), bir kâğıttan kayığın hızlı akan suda yüzmesi gibidir. Aşk ateşine düşmüş olan da bu kayığın dümencisi… Ortalıkta bir dümen vardır, ama kayığı yönetmek mümkün değildir. Heyecan ve korku arası bir duygu içinde bilinmeyen bir geleceğe doğru savrulur gider insan. Sonunda ya sakin sulara varılır ya da karşıya çıkan bir kaya parçası nedeniyle devrilir kayık. Devrilen kayıktan kurtulup normal yaşama dönmek ise doğrusu biraz zaman alır.


 


Eğer aradığınız gerçekten aşk ise kendinize sormanız gereken bazı ciddi sorular olduğunu düşünüyorum. Örneğin ilişki içinde olduğunuz (veya olmayı ümit ettiğiniz) kişiye bakışınızda saygı var mı? Bu soruyu rahatlıkla “Evet, var” diye cevaplayabilmelisiniz. Soruyu bu biçimde cevaplamada tekliyorsanız her şeyi yeniden düşünmenizi öneririm. Saygı üzerine temellenmemiş aşk olamaz. Saygı, aşkın olmazsa olmazıdır.


 


Onu gerçekten beğendiğinizi kendinize açıklıkla söyleyebilmelisiniz. “Evet, beğendiğim O’dur” veya “O, beğendiğimdir” diyebilmelisiniz. Bazen kafamızda yarattığımız bir sevgili imajı ile karşımızdaki insanı özdeşleştiririz. Bir çakışma olmadığı halde devekuşu gibi kafamızı kuma gömer, gerçekleri görmek istemeyiz. Beğeni duygumuzdan emin olmak, aşkın bir diğer gerek koşuludur.


 


Bence O’nunla geleceği hayal etmelisiniz. Sizin beklentilerinizle onun varlığı çakışıyor mu? O’nunla güzel bir gelecek yaşamak sizi mutlu edebilir mi? Bunu gerçekten ister misiniz? Bu sorulara vereceğiniz cevaplar, bu ilişkide sizin ne denli yere sağlam bastığınız konunda size ipuçları verecektir. Kafanızda onu sorgulamayı isterseniz, bu soruları (kendinize bakarak) onun adına da cevaplayabilirsiniz. Olumsuz cevaplar verseniz bile hoş ve öğretici bir fikir jimnastiği olacağından eminim.


 


Pek çok arkadaşımın kendi ilişkileri hakkında anlattıklarından öğrendiğim önemli bir nokta var: Sağlıklı bir aşk ilişkisinde taraflar birbirlerini eşitler olarak kabul ederler. Gerçek aşk ilişkisinde kişiler birbirlerini aşağılayıp hor görmezler, birbirlerini kendi terazilerinde rasgele tartmaya çalışmazlar. Doğru ilişki, bireylerin karşılıklı olarak birbirlerinin özelliklerini doğru tanıyıp kabul etmeyi, içine sindirmeyi gerektirir. “Müstakbel değişim beklentileri” üzerine kurulmuş ilişkilerin sağlıklı yürümediği, uzun sürmediği gözlemlerle sabittir.


 


Kanımca aşkın en önemli özelliklerinden birisi, bir heyecan üreteci olmasıdır. Heyecansız bir ilişkinin aşk olabileceği kanaatinde değilim. Tabii ki, burada heyecan olarak sözünü ettiğim duygu, basit anlamda şehvet duygusu değil. Karşılıklı sevgi ve ilginin getirdiği doğal bir heyecan süreci… Bu nedenle sevdiğiniz insana hangi sevgi sözcükleriyle neyi söylerseniz söyleyin; ama söylediğiniz aşkın gerektirdiği heyecanı içermeli, derim.