1 Aralık 2020 Salı 349 Okunma

Su Meselemiz

Yazılı ve görsel medya ile İnternet platformları yerüstü ve yeraltı su kaynaklarımızla ilgili durumu ortaya koyuyor. Yetersiz yağış, özensiz kullanım ve aşırı kirlenme, su sorununu yükseltmeye devam ediyor.


Küresel ısınma, değişen iklim koşulları, kıt veya afet getiren aşırı yağışlar, toprak kayıpları ve giderek bozkır haline gelen çevre bize az da olsa Dünya’nın sonlu olabileceğini öğretti. Kentlerin havasını egzoz gazlarıyla, kötü kömürle, fabrika bacalarının atıklarıyla yaşanamaz hale getirince, havanın pahalı ve değerli bir kaynak olduğunu fark ettik. Yaşanmaya başlayan su sıkıntıları yanında bir bardak su için bir sürü para vermeye başlamamızdan bu yana suyun önemini daha iyi kavradık.


Geçmişte çevreyi, yeşili, havayı ve suyu kullanırken, zihnimizde daima sonsuz olduğu varsayımı vardı. Çevre ve hava kirliliği zaman zaman gündem konusu oluyor. Ama sorun bir süre için görünmez oldu mu, o konuyu tam olarak çözüp çözmediğimize bakmadan gündemden kaldırıveriyoruz. Yakın çevremizde örneğin su sorunu yaşamamız olmamız, bu sorunun bizi de tehdit etmeyi sürdürdüğü gerçeğini gözden ırak tutuyor.


Yönetim anlayışımızın ciddi ölçüde krizlere ve darboğazlara dayalı olduğunu biliyoruz. Bir kriz yaşamadan, kaynak sorunu çözmek için adım atmıyoruz. Eğer çözüm çok boyutlu ve çok kriterli ise sorunu ‘süründürerek’ unutmaya çalışıyoruz. Bunun da adını “Duygusal bir toplumuz” koymuşuz. Su konusu da bu genel anlayışımıza uygun bir muameleye mahkûm olmakta.


 


Henüz su sorunu yaşamayan bölgeler için gizli bir tehlike var. Hâlâ yeterince bilincine varamadığımız ama giderek büyüyen sorunlardan birisi, su kaynakları ile ilgili… Ülkemizde kişi başına düşen yıllık su miktarı 3.600 metreküp… Bu suyun kullanılabilir olan kısmı ise yaklaşık yarısı… Türkiye, Dünya standardı kabul edilen kişi başına yıllık 10 bin metreküpün altında kaldığı için su yönünden zengin bir ülke sayılmıyor. Sayısal değerler değişebilse de su kıtlaşması ve su kirliliği yaşadığımız sorunun gerçek ismi… Dolayısıyla ülkemizde su kaynaklarının akıllı, planlı ve sürdürülebilir kullanımı gibi bir sorun var.


Küresel ısınma nedeniyle Dünya’da sıcaklığın giderek artmakta olduğu ve bu genel iklimsel değişimin Türkiye’yi de kuraklık yönünde etkilediğini biliyoruz. Türkiye’de yaşanan kuraklığın ülkemize özgü özel nedenleri de bulunuyor. Ülkenin çok engebeli topoğrafik yapısı, su kaynaklarının ve yağışın bölgelere göre düzensiz olması, su kaynaklarının kısa hedefli ve yerel beklentilerle diğer yörelerden bağımsız olarak kullanılması bize özgün sorunlar. Bu sorun kaynakları ülkedeki kuraklık tehlikesini artırırken ulusal, bölgesel ve yerel su planlarına olan ihtiyacı gündeme getiriyor.


Yapılan araştırmalara göre yeraltı su kaynaklarının yaklaşık yarısı kullanılmakta. Ama üzücü olan, bu suyun çok büyük bölümünün akarsular aracılığı ile denizlere boşalıyor olmasıdır; böylece tatlı sular geri dönülmez biçimde tuzlu suya dönüşüyor.


Denetimsiz kullanım ve plansızlık alışkanlıklarımız, su kaynaklarımız konusunda da sürüyor. Yeraltı sularımızın hacim ve beslenme durumlarının tespit edilmesi konusunda acil çalışmalar yapılması gerekli. Ulusal düzeyde ve yerel olarak su kaynaklarımızın tespiti, doğru kullanımı için planlama, eğitim ve bilinçlendirme yaklaşımları geliştirilmesi zorunlu.


Dünya ikliminin ve doğal dengenin bugün yaşandığı biçimde değişmeye devam etmesi durumunda çok yakında suya endeksli çatışmaların artacağına kuşku yok. Muhtemelen bu savaşların saldırganları, yine doğayı yok etme konusunda bugüne kadar denetlenmeleri mümkün olmayan ekonomik yönden gelişmiş ülke devletleri olacaktır. Tahmin edebileceğiniz gibi; elinden kaynakları alınan ve zulme uğrayanlar ise yine Dünya’nın su kaynaklarına sahip ama bunun bilincinde olmayan az gelişmiş ülkeler ve yoksul halklar…