Doğa Yaşam Platformu, Odunpazarı ilçesi Demirli mahallesinde Eczacıbaşı-Esan Holding tarafından işletilen Bentonit maden ocağının kapasite artırımına neden karşı çıktıklarını anlatmak için Eskişehir Bilecik Tabip Odası’nda toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Ekoloji Derneği Başkanı Filiz Özkoç, maden ocağının zararlarına ve mahallelilerin tepkilerine dikkat çekti Özkoç, “Eczacıbaşı'na bağlı bir şirket ve bentonit maden ocağı işletiliyor orada 2009 yılından beri. Ve ara ara ÇED gerekli değildir raporu alınarak 4 kez kapasite artışına gidilmiş. En son geçen yılda gene bir kapasite artışı yaşanmış fakat bu kapasite artışı oldukça büyük olduğu için ÇED olumlu kararı almak zorunda kalmış şirket. Bunun üzerine de TEMA Vakfı bu ÇED olumlu kararına itiraz ederek dava açmış ve 8 Mayıs'ta da bilirkişi keşfi yapıldı. Ama bilirkişi keşfi yapılmadan önce 3 Mayıs'ta, 3 Mayıs'ta orada pasa dağında bir çökme meydana geldi. Çökme dediğimiz şöyle; pasa dağlarını biz Doğa ve Yaşam Platformu olarak o bölgede defalarca gittik, gördük. Gerçekten pasa dağı diyoruz çünkü çıkarılan atıklar artık bir dağ şeklini almış orada. Ve bölge halkı artık bu maden şirketini doğaya ve kendilerine verdiği zarardan dolayı istemiyorlar. Aslında bu süreci biz geçen yıl ağustos ayında, halkın katılım toplantısı, halkın katılım toplantısı şeklinde bölgeden bize bir istek geldi. Bu maden ocağı hakkında bizi bilgilendirin çünkü artık biz burada bu kapasite artışını istemiyoruz, bu maden ocağının artık burada çalışmasını istemiyoruz şeklinde bir istekte bulununca biz Doğa ve Yaşam Platformu olarak, hatta teknik ekibimizi de alıp o bölgeye gittik. Oradaki insanlarla da konuştuk. İnsanlar oradaki yani maden ocağının çevreye ve kendilerine verdiği zararları çok güzel dile getirdiler, anlattılar. Özellikle de sağlık açısından çok muzdarip olduklarını söylediler ve hastalandıklarını söylediler. Biliyorsunuz bentonit bir kil minerali aslında. Orada daha çok tozuma çok fazla, şikayet şeklinde geldi. Onun haricinde sürekli orada, bu tür madenlerde çok su kullanılıyor biliyorsunuz bu tozumayı bastırmak için. Ve sularının gittikçe azaldığını, artık ektikleri ürünlerin yeterince verim alamadıklarını ve o bölgede bir de hayvancılık yapılıyor. Bu hayvancılıktan da yeterince verim alamadıklarını daha doğrusu yani artık oradaki yaşam alanlarının yok olmasıyla karşı karşıya geldiklerini dile getirdiler. Ve "Artık biz ocağı burada istemiyoruz." şeklinde o halkı bilgilendirme toplantısında çok güzel dile getirdiler.3 Mayıs'ta orada pasa dağının çökmesi gerçekleştirildi. Bu durum bize neyi gösteriyor? Demek ki bu kamu kurum ve kuruluşlar yeterince sorumluluklarını yerine getirememişler. Yani o şirketi yeterince denetleyememişler. O bölgeye gidip gerekli koruma, kontrollerini yapamamışlar, raporlarını hazırlayamamışlar ki bu felaket gerçekleşti. Şimdi bu durumda, 8 Mayıs'taki keşif yaptıktan sonra biz Ekoloji Derneği olarak gerekli, yani bu olayda sorumluluğu olan kuruluşları, kuruluşları suç duyurusunda bulunduk. 2009 yılında 25 hektarla bir şirkete orası tahsis ediliyor ama yıllar geçtikçe o alanı çoğaltıyor. Demek ki yaptıkları iş gerçekten madencilik faaliyetlerine uygun değil. Pasa dağı çöker mi ya? Pasa dağı çökmez. Demek ki ilgili kurumlar da yeterince sağlıklı bir şekilde işletmeyi yapamamışlar ve bu işte sorumluluğu olan Valilik, İlçe, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü hiçbirisi gerekli kontrolleri ve önlemleri almamış” diye konuştu.

“Fayanssız yaşayabiliriz ama nefessiz yaşayamayız”

Seklice Mahallesi Muhtarı Enver Furtin toplantıda maden ocağının kapasitesinin artırılmasını istemediklerini ifade etti. Furtin, “2009'da maden başladıktan ÇED raporu istemeden sürekli genişledi. Ama geçen yıl bu süreci ikiye katlamak için ÇED raporuna müracaat edildi. Ben diyorum ki lüks yaşam, sosyal yaşamdan yani doğanın yaşamından çok daha pahalıya patlayacağı günler geliyor. Bu da nasıl? Benim yani Eskişehir ilinde birincisi Türkmen Dağı, ikincisi Bozdağ. Benim köyüm ormanın her tonunu yaşayan bir köy; yeşili, karaçamı, meşesi, sarıçamı, kayını, gürgeni olan bir zirve, 1200 rakımlı bir zirve. Burası talan ediliyor; toz bulutuyla, çukurlarıyla, yollarını bozmasıyla her türlüsünden. Biz de bu yüzden yani fayanssız yaşayabiliriz ama nefessiz nefes almadan yaşamamız mümkün değildir. Ben de bunu böyle diyorum. Yani zengin yaşamaktansa nefes alarak yaşamayı istiyoruz. Herkes kendini bir sorumlu hissetsin. Bu yüzden yani daha da fazla tahrip olmadan bu madenin bir an önce durmasını canı gönülden istiyorum” sözlerini kaydetti.

“Burada bir vahşi madencilik söz konusu”

TEMA Vakfı Kıdemli Savunuculuk Koordinatörü Onur Küçük toplantıda projenin büyümesiyle ortaya çıkacak sorunlara dikkat çekti. Küçük “Burada bir vahşi madencilik söz konusu. Fakat burada bir köyün içinde neredeyse bir maden projesi var. Seklice'den Demirli'ye giderken Demirli'den Başören'e giderken bir yol var zaten. O yoldan geçtiğinizde maden sahasının da bir yerde içinden geçiyorsunuz yani bir proje düşünün bir köyü yutmuş, yutmak üzere ve daha büyüyecek mi bunu bilmiyoruz. Bu önemli bir konu. ÇED raporunda ilk sahaya girişin 2004 yılı olduğu beyan ediliyor. Burada çok önemli bir konu var, bunu aslında anlatmak, anlaşılır olması önemli. Şimdi 2009 yılında bu sahaya giriliyor ama iki farklı ÇED alanı için iki ayrı süreç yürütülüyor ve İl Müdürlüğü, Eskişehir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü o zaman aynı gün aynı tarihte "ÇED gerekli değildir." kararı veriyor. Daha sonrasında 3-5 yıl sonra her iki saha için buradaki ÇED süreci birleştiriliyor. Sonrasında başka bir saha için yeniden bir ÇED süreci yürütülüyor ve "ÇED gerekli değildir." kararı veriliyor. Sonrasında orada bir kapasite artışı oluyor ve daha sonrasında tüm bu kapasite artışları birleştiriliyor ve bizim dikkatimizi çeken en büyük unsur tüm buradaki ÇED süreçlerinde hep 25 hektarın altında alanlar var. Yani proje tanıtım dosyaları ile yani etkiler değerlendirilmeden sadece proje hakkında bilgi verilerek bir süreç yürütülmüş ve daha sonrasında kapasiteler birleştirilmiş, üretimler birleştirilmiş ve koskocaman bir saha var. Akbabalar var, korunması gereken türler var yani biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir bölge. Orman aslında bir ekosistemdir. Orman suyla ilişkilidir, canlı yaşamıyla ilişkilidir ve bu faaliyet de bu ekosistemleri yok etmektedir. Fakat ÇED raporunda bu konuda bir değerlendirme yapılmadığını bizler gördük. Buradan çıkacak olan malzemeyi Bozüyük'e taşıyacaklar. Aslında sadece Seklice ve Demirli değil, Bozüyük'e gidene kadarki tüm yol güzergahındaki yerleşimler, orman alanı, tarım alanı yani doğal varlıklar büyük bir risk altında” ifadelerini kullandı.

Büyükşehir açıkladı: Eskişehir'de o bulvar trafiğe kapatılacak
Büyükşehir açıkladı: Eskişehir'de o bulvar trafiğe kapatılacak
İçeriği Görüntüle

“Halk büyük bir tehlike altında”

Eskişehir Bilecik Tabip Odası Başkanı Nazan Aksaray söz konusu maden ocağının halk sağlığına vereceği zararlara dikkat çekti. Aksaray, “Bu madencilik işletmelerinin planları içerisinde insan yok, insan sağlığı yok. Aslında biliyoruz ki sadece kendi sermayeleri, rantları var. Dolayısıyla o bölgedeki insanların sağlık açısından yaşayacakları hiçbir şekilde gündemlerinde değil, raporlarında da yok. Şimdi sağlık konusunda çok uzun şeyler söylenebilir ama kısaca şöyle söyleyeyim: biz sağlığı fiziksel, ruhsal ve çevresel olarak tam iyilik hâli olarak tanımlıyoruz. Yani kişinin sadece bir hastalığının olmaması onun sağlıklı olduğunu göstermiyor. Ruhsal olarak da iyi olmalı, çevresel olarak da iyi olmalı. Tüm bu üçü birleşirse eğer biz iyi oluruz. Çevresel kötülük sonuçları itibarıyla fiziksel sağlık sorunlarına ve ruhsal sağlık sorunlarına da neden oluyor. Şimdi ormanlar yok ediliyor. Bu, bütün madenciliklerde temel süreç şöyle oluyor: önce bir sıyırma ile ormanları yok ediyorlar. Geleneksel o ormanların yaşamımızdaki önemi, yeri de yok oluyor. Bir çukur açılıyor, biraz evvel yine konuşuldu. O çukur açılırken ortaya çıkan sorunlar, oradan çıkan maden de bir köşede toplanıyor, ona pasa dağı deniyor. Biraz evvel yine söylendi. Çukur açılırken neyle açılıyor? Dinamitlerle açılıyor ve gerçekten ruh sağlığını, gerçekten ciddi anlamda örseleyen bir şeyden bahsediyoruz. Hem şiddetli patlama sesi, gürültü ve bu ciddi basınç insanlarda önemli, hem fiziksel işitmeyle ilişkili ve diğer açılardan sorun oluşturuyor hem de ruhsal olarak. Sürekli bir dinamit patlaması duygusu büyük ruhsal sorunlara neden oluyor. Bentonit madeni biliyorsunuz, seramik sanayisindeki çalışan işçilerin en önemli sorunlarından bir tanesi pnömokonyoz dediğimiz bir hastalık, bir meslek hastalığı. Aslında bu, işçi sağlığını ilgilendiriyor gibi görünmüyor ama o yöredeki insanları da çok doğrudan etkiliyor. Hatta ağustos ayında oradaki ziyarette köylüler arasında bu hastalıktan ciddi anlamda bir mağduriyet olduğunu biliyoruz. Bu kronik ve ciddi anlamda akciğer kapasitesini kısıtlayan, soluma yeteneğini kaybettiren bir hastalıktır, geri dönüşümsüz bir hastalıktır. Önemli bir sağlık sorunudur. Elbette bu sadece bununla kalmıyor. Tozumanın oluşturduğu işte KOAH oluşturuyor, onu alevlendiriyor, akciğer kanserine neden oluyor. Tozun oluşturduğu her şeyi düşünün. Yani bedeninizdeki cilt tahrişinden göz tahrişine kadar pek çok şeye doğrudan neden oluyor. Onun dışında biraz evvel bahsettiğimiz ağır metaller de yine bedenimizin tüm organlarında kanser oluşturmak gibi önemli bir risk faktörü olarak karşımızda bulunuyor. Biz bu ÇED sürecinin bir an önce durdurulmasını istiyoruz. Bilirkişi heyetinin de bu şekilde karar vermesini diliyoruz. Halkımız, köyün çok dibinde olan bir şeyden bahsediyoruz, büyük bir tehlike altında”

“Halkı Yalnız Bırakmıyoruz”

“Halkı yalnız bırakmıyoruz”

Eskişehir Ekoloji Derneği Hukuk Sekreteri Mert Yedek de ekoloji derneğinin suç duyurusunda bulunduğunu aktardı. Yedek, “Kimler hakkında suç duyurusunda bulunduk? Eskişehir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü ve görevlileri, Esan Eczacıbaşı Yönetim Kurulu görevlileri ve üyeleri, pasa depolama tesisi inşaatından sorumlu teknik görevliler, proje ÇED izin ve denetim süreçlerini yürüten ilgili kamu görevlileri, projeye ilişkin daha önceki ÇED süreçlerini kapsayacak şekilde ÇED raporunu hazırlayan ÇED firmaları ve savcılığın gerektirdiği soruşturma çerçevesinde tespit edilecek diğer görevliler hakkında suç duyurusunda bulunduk.Bu projede 4 ÇED gerekli değildir kararı verildi ve tekil değerlendirmelerle kümülatif etki değerlendirmesinden uzak bir şekilde bu süreç yürütüldü. Haliyle bu atık depolama sahasının uygun mu olup olmadığı ve kapasitesinin aşılıp aşılmadığı ve teknik değerlendirmelerden uzak olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme şart. ÇED olumlu kararına ilişkin iptal davasında bir bilirkişi keşfi yapıldı ve bu bilirkişi keşfinin davalısı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı idi. Buradaki sureti İl Müdürlüğü. İl Müdürlüğü yetkilileri maden kazası olan, maden faciası olan yerde mevcut projeyi, kapasite artışını olumlayan ve burayı savunan kelimeler sarf etti. Haliyle burada hala bu sorumluluk devam ediyor. Bu İl Müdürlüğü yetkilileri maden sahasının, kaza olan bir maden sahasının hala savunulması ve kapasite artışında bulunulması yönünde beyanatları, hiçbir şekilde bu projede halk sağlığının aslında baz alınmadığını gösteriyor. Biz bu sürecin hukuken takipçisi olacağız. Aynı zamanda keşif icrası yapılmazsa da delil tespiti için de gerekli davaları yapacağız, gerekli girişimlerde bulunulacak. Köylülerimiz de muhtarlarımız da hiçbir şekilde oradaki halkı da yalnız bırakmıyoruz” sözlerini kaydetti.

Kaynak: Ufuk Azbay