Ne zaman sıcak bastırsa memlekette “Gezi Parkı” eylemleri ansızın düşer aklıma…
Sizi bilmem de Gezi Parkı ile ilgili bir muhabbet açıldığı zaman benim aklıma gelen ilk anı Adalar, Etipark…
Mesleğe başladığım ilk yıllar sayılır.
O zamanlar eylemleri biz de Ali Naki Erdoğan takip ederdi.
O gün izinli…
Bana git dediler.
Eskişehir’de gezi eylemlerinin ilk yeri olması açısından tarihi bir anlam da ifade ediyor.
Bu anlamda kendimi gururlu hissettiğim zamanlar da olmuyor değil…
Etipark’ta daha önce böyle bir kalabalığa rastlamadım.
Akşamüzeri…
Güneş gülümsüyor.
İnsanların gözlerinde “umutlu” bekleyiş.
Tabi o esnada kimse bilmiyor gözlerdeki o umudun gün geçtikçe hüzne dönüşeceğini…
Hatta katlanılmaz acılara…
Gezi parkı eylemleriyle ilgili benim bam teli bir anım daha var aslında…
Ama onu şimdi anlatmaya “cesaretim” yok.
Belki bir gün özgüvenimi topladığım zaman sözcüklere dökülür bu yaşadıklarım…
Şimdi sırası değil bunları söylemek için.
Asıl mevzuya dönecek olursam nasıl başladı Gezi parkı protestoları?
Kısa bir hatırlatmak istiyorum.
Araştırıyorum.
2013 Taksim Gezi Parkı protestoları, AKP Hükümeti’nin, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan ve sadece umumi hizmette kullanılmak koşulu ile tapuda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilmiş olan Taksim Gezi Parkı’na İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi ve 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı olduğu halde Topçu Kışlası’nı Taksim Yayalaştırma Projesi çerçevesinde imar izni olmadan yeniden inşa etmesini engelleme eylemi olarak başlıyor.
Gezi Parkı’nın Asker Ocağı caddesine bakan duvarın 3 metrelik kısmı gece 27 Mayıs tarihinde saat 22:00 civarında yıkılıyor.
Aynı zamanda 5 ağaç da yerinden sökülüyor.
Taksim Dayanışma grubunun üyeleri iş makinalarının önüne geçerek daha fazla yıkım yapılmasını engelliyor.
Ardından bu gruptan 50 kişi parkta çadır kurarak sabaha kadar nöbet tutuyor.
28 Mayıs sabahı parka daha fazla protestocu geliyor.
Öğle saatlerinde duvar yıkımına devam etmek isteyen ekip ile protestocular arasında tartışma başlıyor.
Eylem her geçen gün gördüğü destekle büyüyor, büyüyor, büyüyor.
Ve direnişe dönüşüyor.
Hani bazı gruplar Gezi parkı konusu açıldığı zaman sürekli “Ağaç bahane. Dertleri doğaysa işte şurada da ağaçlar kesildi, neden sesleri çıkmıyor” diyor ya…
Ben bu tezi onların açısından bakarak yine onların karşı safında yer alarak çürütüyorum.
Ağaca duyulan saygıyla başladı bu direniş…
Ancak gördüğü haklı destekle birlikte direniş “ağaçtan” çıktı…
Orman oldu, su oldu, barış oldu, asgari ücret oldu, kadınlar oldu, çocuklar oldu.
Ezilen, hor görülen herkes bu direnişte bir pay buldu kendisine…
Ağaçla birlikte yürüdü, bağırdı, haykırdı.
Tabi bu direnişin sonu başladığı gibi umutlu bitmedi.
Çok canlar yandı.
Çok analar ağladı.
Çok gözyaşları döküldü.
Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz şehrin orta yerinde dövülerek öldürüldü.
Diğer şehirlerde de ne çok ağıtlar yakıldı.
Duyulmadı.
Kapılı kapılar arkasında gizlice ağlayan insanlar oldu.
Bilinmedi.
Gündeme düştü yine Gezi parkı…
2013’teki Gezi Parkı eylemlerine ilişkin beraat kararının bozulmasının ardından Osman Kavala’nın da aralarında bulunduğu 17 sanıklı davada karar çıktı biliyorsunuz.
Mahkeme, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verdi.
Bu karar sizi şaşırttı mı?
Elbette hayır…
Şaşırmayı unuttuğumuz günden beri duyarsızlaşmadık mı zaten?
Benim aklım nerede biliyor musunuz?
Ali İsmail Korkmaz’ın kapkara gözlerinde…
Haziran geliyor.
Onun mevsimi…
Yaşasaydı şimdi gözlerinin en içiyle güler.
Bize direnişi, mücadeleyi, aşkı, umudu, sevdayı yeniden öğretirdi.
Yorumlar