Bizim köy Işık Dağı'nın eteğinde olduğundan dağları severim. Zirveye çıkıp etrafa bakarken görüş alanım genişlediği gibi hayal dünyam da genişliyor.
Küçüklüğüm geliyor aklıma. Yaz tatilini hep köyde geçirirdik, babam dedemin işlerine yardım eder, biz de köyün tadını çıkarırdık. Sabahın erken saatlerinde çıkar, hava kararmadan dönmezdik eve. Bütün günü dere kenarında söğüt ve kavakların serinliğinde oyunla geçirirdik. Traktör bizim küçüklüğümüzde saygınlaşmaya yeni başlamıştı. Öküz arabalarını ve sabanı, düveni bilirim. Traktörün gidemediği yerlere en iyi eşek gider, bu yüzden her evde bir eşek bulunurdu. Bizim boz eşeğimiz vardı. Dedem, otlaması için uzun bir urgan ile yere çaktığı çiviye bağlardı. Gün boyunca en az iki defa yerini değiştirirdi. Bunu neden yaptığını sonradan öğrendim. Urganın ulaştığı mesafedeki otların haricindeki diğer bölgelerde otları da yayılabilsin diye yapıyormuş. Anladım ki eşek bile, eşekliğiyle çakıldığı yerde öylece kalmaktan memnun değil. Neden bazı insanlar, görünmez bir iple bağlıymışçasına bulunduğ yerden/ fikirden uzaklaşamaz. Yeniliklerden kaçar... İnsanlık hali, hayat faaliyetinde birçok şeyle karşılaşacağız. Mutluluk, sevinç, üzüntü, keder hepsi bizim için... Birileriyl tatsızlık yaşamış olabiliriz, bu durum kıyamete kadar devam etmez. Ki etmemeli.
Bütün hareketlerimizi bir talihsizliğin belirlemesine fırsat vermemeliyiz.
Hayatımıza sevgi yön vermeli, refret değil.
Güzel gören güzel düşünür.