Önümüzdeki hafta, Kutlu Doğum haftası. Bu vesile ile yaklaşık bir hafta boyunca şehrimizde ve memleketimizde, hatta tüm dünyada Müslümanlar tarafından çeşitli faaliyetler, vaaz, sohbet, konferans vb. programlarla Efendimiz (s.a.v.) anılacak ve Peygamber sevgisi izhar edilecektir.
Ben de bu haftaki yazımda, peygamberlerin sonuncusu ve en faziletlisi olan, bütün insanlığa ve cinne gönderilen, kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan ve ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizden satırlarımızın elverdiği kadar bahsetmek istiyorum.
Peygamberlerin sonuncusu olan Efendimiz (s.a.v.) bizler için hükmü kıyamete kadar baki olan en son ve en mükemmel dini ve hayat nizamını getirip tebliğ etmiştir. Ne mutlu bizlere ki, Rabbimiz bizleri o resûlü kibriyaya ümmet kılmıştır. O halde böyle büyük bir nimet ve saadete mazhar olan kimselere düşen, onun kıymetini bilip lâyık olmaya çalışmaktır. Kıymeti bilinmeyen bir nimetin elden gitmesi mümkün olduğu gibi, hesabını vermek de çok zordur. Öyleyse bizlere düşen vazife; Rabbimizin emrettiği, efendimizin tebliğ buyurduğu yoldan gitmek, yüce dinimizin prensiplerine riayet etmek, dinimizin reddettiklerini yapmamak, peygamber efendimizi iyi tanımak, O yüce zatı evlâdımıza, çoluk çocuğumuza öğretmek ve sevdirmektir. Aksi takdirde kendisine ikram edilen ve başka bir yerde bulması mümkün olmayan muazzam yiyecek ve içeceklerle dolu ziyafet sofrasını terk edip başka yiyecekler arayan bir kimse durumuna düşmek gibi olur ki, o kimse her halde bu ziyafet sofrasından mahrum olur.
O halde Peygamberimiz kimdir?
Peygamberlerin her hususta en üstün, en büyük olanı şüphesiz bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. dir. Peygamberimizden evvel gönderilen peygamberlerden çoğu, belli bir topluluğa, bir şehir veya köy halkına gönderilmiştir. Peygamber efendimiz ise bütün insanlığa, bütün mahlûkata yani, on sekiz bin âlemin tamamın rahmet olarak gönderilmiştir. Gerek dünya ve ahirette şerefli, faziletli iyi insan olabilmek; âlemlere rahmet olan peygamberimiz Muhammed Mustafa'yı iyi bilmek, iyi anlamak ve ona hakiki ümmet olmakla mümkündür. Bir insan peygamberimizi bilmedikten, tanımadıktan, sevmedikten sonra hiçbir şeyle şerefli ve faziletli olamaz.
Peygamberimizin adı Muhammed, babasının ası Abdullah, annesinin adı mine'dir. Ana rahminde yedi aylık iken babası vefat etmiştir. Miladi 571 senesi Nisan ayının 12. Pazartesi gecesi sabah karşı Mekke'de doğmuştur. Doğduğu zaman hiçbir çocuğa benzemiyordu. Onda gözüken peygamberlik nuru, bakan gözleri karıştırıyordu.
Dört yaşına kadar sütannesi Halime'nin yanında kaldı. Sonra ailesine teslim edildi. Altı yaşında iken annesi mine vefat etti. Dedesi Abdülmuttalip onu yanına aldı. Fakat annesinden iki sene sonra dedesi Abdülmuttalip vefat etti. Bu defada amcası Ebu Talib'in yanında kaldı.
Peygamberimizin çocukluk ve gençlik zamanları, bekârlık ve evlilik devirleri, hâsılı bütün hayatı hiç bir insana nasip olmayan fazilet ve kemalat ile geçmiştir.
Yirmi beş yaşında Hadicetü'l- Kübra validemiz ile evlendi. Hiçbir zaman putlara tapmadı. Çocukluğundan beri putları hiç sevmezdi. Hazreti İbrahim'in (a.s.) dini üzere ibadete devem ederdi. Zaman zaman Mekke'nin yanında bulunan Hira dağına gider, Allah'ın kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. Allah'ın ta ezelde kendisine ihsan ettiği aşk ile muhabbet denizine açılır, kalbinde yanan tevhid nurunun parıltıları içinde Allah'ı zikrederdi.
Peygamberimiz yine bir gün Hira mağarasında kendisine has lahuti âleme dalmışken, Cebrail aleyhisselam Allah'ın emri ile ona peygamberlik vazifesini bildirmeye geldi. İnsanlığın kurtarıcısı, Allah'ın sevgilisi Hazret-i Muhammed (s.a.v)'e:
"- Oku!" dedi. Peygamberimiz :
"- Ne şey okuyayım?" dedi. Cibril-i Emin:
"- Oku!" diye tekrar etti. Hz. Muhammed (s.a.v.) aynı cevabı verdi. Bunun üzerine Cibril-i Emin, peygamberimizi tutup mübarek göğsünü üç defa sıktı. Böylece peygamberimize manevi bir ameliyat tatbik edilmiş oldu. Ve peygamberimiz büyük bir mucize olarak birden okumaya başlayıverdi. Melek üçüncü emri verdi. Ve ilk olarak vahy olunan ayeti okudu. Ayetin yüksek meali şu idi:
"- Seni yoktan var eden, tedricen terbiye edip büyüten, kemale ulaştıran Rabbi'nin ismi ile oku. O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku! O çok kerim olan Rabbi'nin hakkı için ki, o, kalemle ta'lim etti; bilmediğini öğretti". (Alak,1-5)
Böylece Hazret-i Muhammed (s.a.v.)'e peygamberlik vazifesi verildi. Kur'an-ı Kerim yirmi üç senede tamam oldu. On üç sene insanları Mekke'de hak yola davet etti. Büyük meşakkatler ve ızdıraplar çekti. Her şeye sabredip Allah'ın varlığını, birliğini yaymaya çalıştı.
Sonra Medine-i Münevvere'ye hicret etti. On sene de orada peygamberlik vazifesini tüm gücüyle yerine getirmeye çalıştı. İnsanlara insanlığı öğretti, medeniyeti belletti. Karanlık gönülleri islamın nuru ile aydınlattı. Böylece vazifesini tamamladı.
Altmış üç yaşında vefat etti. İnsanlık âlemine de hidayet rehberi olan Kur'an-ı Kerim ve sünneti seniyyesini tavsiye ve emanet etti. Bizlere düşen, O'nun emanet olarak bıraktığı Kur'an-ı Kerim ve sünneti seniyyesine tam manasıyla tabi olmak, böylece dünyada müslüman bir fert olarak peygamberimize ümmet olma şerefine, ahirette de Efendimizin şefaatine, ebedi saadet ve mutluluğa nail olmaktır.
Salat sana, selâm sana ey Allah'ın rasulü. Seni hakkı ile bilen ve öven alemlerin Rabbı Allah'ü Teâlâ'dır. Sen alemlere rahmetsin. İns-ü cinnin peygamberisin. Sen Hatemü'l- Enbiya'sın. Sen "Levlake levlak, lemâ halaktü'l-eflâk" hitab-ı izzetinin muhatabısın. Sen Muhammed Mustafa'sın. (Sallallâhu aleyhi ve sellem.)
Yorumlar